Vedat Kitapçılık
Kargo Gönderim Saatleri;
Hafta İçi Saat 16:00 'ya kadar
Cumartesi Saat 11:00 'e kadar


Banka Hesap Bilgilerimiz
Destek
HATTI
0212
240 12 54
240 12 58
Favori
Listenizde
Ürün Yok!
Sepetinizde
Ürün Yok!
Yeni Çıkan Yayınlar:      Kasım (1)      Ekim (51)      Eylül (88)      Ağustos (8)

Yeni Türk Ticaret Kanununa Göre Ticaret Şirketlerinin Birleşmesi

Yeni Türk Ticaret Kanununa Göre Ticaret Şirketlerinin Birleşmesi



Sayfa Sayısı
:  
288
Kitap Ölçüleri
:  
16x23 cm
Basım Yılı
:  
2014
ISBN NO
:  
9786055145248

56,00 TL









                                                    GİRİŞ

 

Şirketler hukukunda, şirket birleşmeleri konusu, yeni TTK ile önemli ölçüde yeniden düzenlendi. Yeni TTK'nun kabul edildiği 01.07.2012 tari­hinden bu yana, şirket birleşmeleri konusunda kapsamlı bir eser yayın­lanmadı.

 

Ticari yaşamda, şirketlerin büyüme stratejilerinin başında birleşme ve satın almalar gelir. Özellikle büyüme kapasitesine sahip pazarlarda, şir­ketlerin yalnız başına rekabet edebilme şansları güçlü değildir. Bu ne­denle de ya başka bir şirketle birleşip rekabet gücünü artırırlar ya da doğ­rudan doğruya başka bir şirketi satın alırlar. Bu işlemlerin ekonomik bo­yutuna çarpıcı bir örnek vermek gerekirse Dünyada 2000 yılma kadar 2,8 trilyon Euro değerinde bir Pazar oluşmuş,2010 yılında Türkiye'de 29 mil­yar dolar düzeyine ulaşan şirket birleşme ve satın alma işlemi gerçekleş­miştir.

 

Birleşme ve satın alma kavramları genellikle bir arada kullanılmakla birlikte yapılması gereken işlemler ve sonuçlan açısından önemli farklı­lıklar vardır. Bizim ele aldığımız şirket birleşmeleri, son yıllarda ülke­mizde önemli bir şirket operasyonu olarak yerini almıştır. Şirket birleşme­leri, birleşme öncesi ve sonrasında birçok hukuki işlem gerektiren, ol­dukça karmaşık bir süreci içermektedir.

  Türk hukukunda şirket birleşmelerine ilişkin olarak birçok kanunda değişik düzenlemeler vardır. Bu bağlamda, TTK m.134 ila 193 arasında, birleşme, bölünme ve tür değiştirme hükümlerine yer verilmiştir. Öte yan­dan, 6362 sayılı SPKa, 1163 sayılı KoopK, 4054 sayılı RKHK, 5520 sayılı KVK, 193 sayılı GVK ve diğer bazı kanunlarda birleşmeye ilişkin düzen­lemeler olduğunu görmekteyiz.   6102 Sayılı yeni TTK ile 6762 sayılı eski TTK ile karşılaştırıldığında şirket birleşmelerinin yeni Kanunda çok daha ayrıntılı düzenlendiği gö­rülecektir. Eski TTK'da birleşmeye ilişkin hükümler, Şirketler Hukuku  Genel hükümleri (Eski TTK m.146-151) ve Anonim Şirketler Faslında (m.451-452) düzenlenmişti ve bu düzenlemeler arasında uyumsuzluk mevcuttu. Yeni TTK'da ise şirket birleşmeleri, belirli bir şirket türünü gö­zetmeden tüm şirketleri kapsayacak biçimde genel olarak düzenlenmiştir. Nitekim TTK'nun 134/l.maddesinde ifade edilen "Ticaret şirketlerinin bir­leşmelerine, bölünmelerine ve tür değiştirmelerine 134 ila 194.maddeler uygula­nır" hükmü, bahse konu maddelerin belirli bir şirket türüne değil tüm şir­ketlere uygulanacağına amirdir. Öte yandan aynı maddenin 2.fıkrasmda yer alan "Diğer kanunların, bu Kanunun 135 ila 194.maddelerine aykırı olma­yan hükümleri saklıdır" hükmü ile esasen diğer tüm kanunlardaki düzenle­melerde yer alan ve bu Kanuna aykırılık taşıyan hükümlerin yürürlükten kaldırıldığı ifade edilmiştir.  

Yeni TTK'da birleşmeye ilişkin düzenlemelerin temel kaynakları 2004 tarihli İsviçre Birleşme Kanunu (FusG) ve AB'nin 09 Ekim 1978 tarih ve 78/855/EEC sayılı "Halka Açık Anonim Ortaklıkların Birleşmesine İlişkin Üçüncü Konsey Yönergesi (Third Council Directive of 9 October 1978 ba-sed on Article 54 (3) (g) of the Treaty Concerning Mergers of Public Limi­ted Liability Companies (78/855/EEC)'dir.  

Avrupa Ekonomik Topluluğunun temel hukuki dayanağı olan 1957 tarihli Avrupa Ekonomik Topluluğunu Kuran Antlaşma (Roma Antlaş-ması)'nm 3.Ana Başlığı (TITLE 3) "Kişilerin, Hizmetlerin ve Sermayenin Serbestçe Dolaşımı" altında 2.Bölümde "Şirket Kurma Hakkı" (The Right of Establishment) düzenlenmiştir. "Şirket Kurma Hakkı" Bölümünde, m.54/3g bendinde "Üye Devletlerin 58.maddenin ikinci fıkrası anlamında hem bahse konu şirket (halka açık anonim ortaklıklar) ortaklarının hem de üçüncü kişilerin menfaatlerini korumak amacıyla talep ettikleri güven­celeri koordine etmek" şeklinde ifade edilebilecek bir ilke benimsenmiştir. Bu ilke ışığında düzenlenen 1978 tarihli Üçüncü Yönerge ile "şirket birleş­melerinin" Topluluk bünyesinde hukuki zemini tesis edilmiştir. TTK tas­lağı hazırlanırken de, söz konusu Yönerge ile 2004 tarihli İsviçre Birleşme Kanunu'nda yer alan hükümler büyük bölümüyle aynen alınmıştır. Dola­yısıyla yeni TTK'daki şirket birleşmelerine ilişkin düzenlemeler esas itiba­riyle AB ve İsviçre Hukuku kaynaklıdır.

 

6102 sayılı yeni TTK ile ticaret hukukumuza birçok ilke yerleşmiştir. Bunlardan en önemlisi kanaatimce "kurumsal yönetim" ve bu ilkenin zo­runlu kıldığı "şeffaflık, adillik, hesap verilebilirlik ve sorumluluk" esasla­rıdır. Söz konusu ilkelerden "hesap verilebilirlik", özellikle TTK'nun ilk kabul edilen şekliyle birleşme hukukunda da belirgin olarak kendini gös­termekte idi. Kanunun 2011 yılındaki ilk düzenlemesinde yer alan dene­tim ve hesap verilebilirlik ilkeleri, 2012 yılında 6335 sayılı Kanun ile yapı­lan değişikliklerle önemli ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Bu değişiklikler maalesef Kanunun ruhunu zedelemiş ve özellikle işlem denetçiliğinin kal­dırılmasıyla birlikte bir bütünün tamamlayıcı parçalarından birisi yok edilmiştir. Birleşme hukukunda, 2011 yılında kabul edilen TTK'nun "Bir­leşme Sözleşmesi ve Birleşme Raporunun Denetlenmesi"ne ilişkin 148.maddesinin, 6335 sayılı Kanun ile kaldırılmasının büyük bir hata ol­duğu düşünülmektedir.

  Çalışmamızda şirket birleşmelerini mümkün olduğu kadar hukuki boyutuyla sınırlandırmaya gayret ettik. Bununla birlikte hukuki boyutu sadece TTK'daki hükümlerle sınırlandırmak mümkün değildir. Birleşme­nin, rekabet hukuku ve vergi hukuku ile yakından ilgisi vardır.  

Çalışmamız toplam üç bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölümün Bi­rinci Kısmında, genel olarak birleşme hukukunun esasları, bu bağlamda, birleşmeye ilişkin kavramlar, birleşmenin amaçlan, çeşitleri ve birleşme ilkeleri ele alınmıştır. İkinci Kısımda ise, birleşmeye hâkim olan ilkelere yer verilmiştir.

 

ikinci Bölümün Birinci Kısmında, birleşme sürecinin ilk aşaması olan birleşme öncesi süreç incelenmiştir. Bu süreçte tarafların yükümlülükleri ve sözleşme öncesi görüşmelerden doğan sorumluluk (culpa in contra-hendo sorumluluk) ele alınmıştır. İkinci Kısmında ise birleşme sürecinin birleşme işlemlerine ilişkin kısmı incelenmiştir.

 

Üçüncü Bölümde, birleşmeye ilişkin diğer hususlar, bu çerçevede, ko­laylaştırılmış birleşme, halka açık anonim ortaklıklarda birleşme, birleş­menin rekabet hukuku ve vergi boyutları ele alınmıştır. Son olarak, dün­yada birleşme operasyonlarına ve mukayeseli hukukta birleşmeye ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

 

Sonuç Bölümünde ise, çalışmanın çeşitli kısımlarında dile getirilen ve daha iyiyi arama çabasının sonucu olan önerilere yer verilmiştir.


ÖNSÖZ

 

6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle bir­likte, özellikle şirketler hukuku alanında köklü değişiklikler gerçekleş­mektedir. Yeni Kanun'un getirdiği çağdaş anlayış, modern ilke ve esaslar, hem öğretiyi hem de uygulamayı derinden etkilemiştir. Bu değişim, tica­ret hukuku alanında çalışan akademisyenler için araştırmaları açısından büyük bir fırsat yaratmıştır. Ben de bu fırsattan yararlanmayı amaçladım.

 

Şirketler hukukundaki yeni düzenlemelerde en çok dikkati çeken hu­suslardan biri de "şirket birleşmeleri"dir. Bu nedenle, şirket birleşmele­rini, gerek Türk Ticaret Kanunu gerekse diğer kanunlarda birleşmeye iliş­kin düzenlemeler ışığında incelemeye gayret ettim. Şirket birleşmeleri, hukuki olduğu kadar belki de daha çok iktisadi bir meseledir. Dolayısıyla, konuyu sadece Türk Ticaret Kanunu'ndaki boyutuyla ele almak yetersiz kalacağı için, mümkün olduğu kadar iktisadi boyutuna da değinmeye ça­lıştım.

  Son olarak vurgulamak istediğim husus, Almanca kaynakları inceler­ken, Osman Nazım Kıygı'nm 1999 basımlı Almanca-Türkçe ve Türkçe-Al-manca Sözlüklerinden yararlandım. Her iki Sözlük de muazzam eserler­dir. Araştırmalarım esnasında kısmen de olsa yabancı kaynaklardan alın­tılar yaptım. Akademik araştırmalarda yabancı dilin ve özellikle ticaret hukukunda Almanca bilmenin önemi tartışılamaz. Her hukukçu, İngilizce ve Almancayı iyi öğrenmelidir.  

Çalışmam esnasında, ailemin desteği büyük oldu. Bu nedenle eşim Bilge'ye ve kızım Duygu'ya teşekkür borçluyum. Ayrıca değerli görüşle­riyle her zaman ve özellikle de bu kitabı yazarken katkı sağlayan Sayın Hocam Prof. Dr. Selma Çetiner'e de müteşekkirim.

 

Dr. Hüsnü Turanlı

İzmir, 2014