Vedat Kitapçılık
Kargo Gönderim Saatleri;
Hafta İçi Saat 16:00 'ya kadar
Cumartesi Saat 11:00 'e kadar
Kartlarına Taksit
Seçeneklerimiz Vardır!
Banka Hesap Bilgilerimiz
Destek
HATTI
0212
240 12 54
240 12 58
Favori
Listenizde
Ürün Yok!
Sepetinizde
Ürün Yok!
Yeni Çıkan Yayınlar:      Mart (13)      Şubat (202)      Ocak (191)      Aralık (151)

Türk Kıyafet Hukuku ve Türban

Türk Kıyafet Hukuku ve Türban



Sayfa Sayısı
:  
1524
Kitap Ölçüleri
:  
21x18 cm
Basım Yılı
:  
2005
ISBN NO
:  
975-8654-82-9

196,00 TL











SUNUŞ Her ne denli son yirmi-beş yılda siyasal İslam\\\\\\\′ın yükselişine koşut olarak daha belirgin biçimde gündemde yer alıyorsa da, Türkiye\\\\\\\′de genel olarak \\\\\\\"tesettür\\\\\\\", özel olarak \\\\\\\"türban\\\\\\\" sorunu daha eski bir geçmişe sahip. Güncelleşmesi, deyiş yerinde sayılacaksa, verimli bir siyasal malzeme olmasıyla bağlantılı. Türkiye\\\\\\\′de tartışılan, aslında bir spesifik giyim unsuru olarak türban değil. Görünürde türban üzerinden ve türban kadın giyim unsuru olduğu için de \\\\\\\"başı örtülü-başı açık kadın\\\\\\\" üzerinden yürütülen tartışma konusunun esası, iktidar eliyle kıyafetin tespit ve tayini. Bu açıdan bakıldığında, Cumhuriyet Türkiye\\\\\\\′sinin Osmanlı\\\\\\\′dan aldığı miras ve süre giden bir uygulama söz konusu. İktidar unsuru, kaçınılmaz biçimde tartışma çerçevesini kıyafetin kendisinde odaklaşmaktan çıkarıyor, ideolojik ve siyasi-hukuki boyutun ağırlığını hissettiriyor. Konunun ayrıca sosyal, kültürel ve ekonomik yönleri de bulunuyor. Kamuoyundaki tartışmaların içeriği dikkate alındığında, ulusal yüksek yargı yerlerinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) ilgili kararlan üzerinde durulurken bile, tartışılan \\\\\\\"özgürlük/hak\\\\\\\" olmaktan çok, bir \\\\\\\"ideoloji\\\\\\\", \\\\\\\"iktidar mücadelesi\\\\\\\", \\\\\\\"siyaset\\\\\\\" temel eksen olarak gözüküyor. Açıklanan görüşlere bakılacak olursa, aynı başlık etrafında dönen ve birbiriyle bağlantılı olsa da farklı alanlara ve konulara ilişkin görüşlerin ifade edildiği karmaşık bir söylem söz konusu. Karmaşayı pekiştiren bir unsur da, söylenenden değil, söyleyenden hareketle konunu ele alınması. Bu durum söylemi, \\\\\\\"biz ve onlar\\\\\\\" eksenine, yani \\\\\\\"ötekileştirme\\\\\\\" düzey ve düzlemine büyük ölçüde mahkum ediyor. Bu arada kayda değer ölçüde bilgi eksikliğinden ve kirlenmesinden de söz edilebilir. Konuya dair hukuki düzenlemelerin bile doğru dürüst taranmadığını, ortaya çıkarılmadığını belirtmek abartılı bir tespit değil. Eksik bilginin bu şekilde \\\\\\\"serbest dolaşımı\\\\\\\", nesnel veriye dayalı analiz yerine, dayanaksız ve kimi zaman da alenen hatalı görüşlerin ortalığa savrulmasına zemin oluşturuyor. Belirtilen bilgi eksikliği ve kirlenmesinden Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi (AİHS) organlarının (Avrupa İnsan Hakları Komisyonu/AİHK ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi/AİHM) kararları da payını alıyor. İçtihatlar bilinmiyor; dolayısıyla herhangi bir spesifik karar, aslında içinde yer aldığı içtihatlar bütünü bağlamına oturtulamıyor. Konuyla ilintisiz kararları zikreden görüş açıklamaları görülebiliyor. Konu hakkında yazıp da doğrudan \\\\\\\"Leyla Şahin\\\\\\\" vakası kararının tam metnini içsel referanslanyla okuyanların ürkütücü ve düşündürücü cılızlıkta olduğu, bazı bariz bilgisel yanlışlardan anlaşılmaktadır. Çalışma şimdiye kadar yazdıklarımızdan ve kitabın başlığından anlaşılacağı üzere, \\\\\\\"türban/başörtüsü\\\\\\\" temelli bir incelemedir. Ancak bu konuyu araştırırken, \\\\\\\"türban/başörtüsü\\\\\\\" meselesinin, hukuk açısından kılık kıyafet probleminin küçük bir boyutunu oluşturduğunu fark ettik. Öyle ki, Türkiye\\\\\\\′nin kılık kıyafet mevzuatı, elinizde tuttuğunuz kalınlıkta bir kitabı oluşturacak kadar geniş ve ayrıntılıdır. Şaşırtıcı olan, konunun bu hacmine rağmen, Türk hukuk doktrininde genel, kuşatıcı ve kapsamlı bir bütün olarak \\\\\\\"Türk Kıyafet Hu-kuku\\\\\\\"nu inceleyen hiçbir çalışmaya rastlamamış olmamızdır. Hal böyle olunca, türban/başörtüsü tartışmasını, hiç olmazsa hukuki yönüyle bağlamına oturtmak zorunluluğu çalışma sırasında kendini dayattı. Ve çalışma türbandan yola çıkarak genel bir kitap haline geldi. Bu nedenle, \\\\\\\"Türk Kıyafet Hukuku ve Türban\\\\\\\" başlıklı bu kitap, alanında öncü bir çalışmadır ve her öncü eser gibi süreç içinde başka çalışmalarla tamamlanmaya ve geliştirilmeye muhtaç bulunmaktadır. Aslında hukuk doktrininde \\\\\\\"Türk Kıyafet Hukuku\\\\\\\" bahsinin bu denli ihmal edilmiş olması garipsenecek bir durumdur; zira, gerek bireysel ve kolektif yaşamın, gerekse sivil ve kamusal yaşamın hemen her alanında ulusal hukuk düzeni, kıyafet düzenlemelerini, kıyafete ilişkin belirlemeleri, bunların yaptırıma bağlanmasını öngörmektedir. Ayrıca, bunların yönetsel ve yargısal düzlemlerde yaygın uygulamaları da görülmektedir. O halde ortada salt teorik ilgi uyandırabilecek bir konu değil, tersine yaşayan, dinamik bir hukuki gerçeklik bulunmaktadır. Bunlara bir de konunun ideolojik ve siyasi canlılığını sürdürdüğü, bir çekim merkezi ve siyaset üretim malzemesi olduğu eklenince, ulusal doktrinde \\\\\\\"Türk Kıyafet Hukuku\\\\\\\"nun sistemli bütünlüğü olan bilimsel çalışmalara konu kılınmamış bulunmasının garabeti daha net ortaya çıkacaktır. Bu bir Sunuş yazısı olduğuna göre, okurun şu samimi açıklamamı da hoşgöreceğini umuyorum. 2000 yılında yayımlanan \\\\\\\"Türkiye\\\\\\\′de Ölüm Cezası (1920-2000)\\\\\\\" başlıklı iki ciltlik çalışma üzerinde yoğunlaştığım üç yılı aşkın hazırlık sürecinde, bu kitapta yaşadığıma benzer bir şaşkınlığı hissetmiş ve o çalışmanın Önsözünde de, ölüm cezası gibi can alıcı bir konunun bile araştırdığımız kapsamıyla daha önce incelenmemiş olmasından duyduğum üzüntüyü belirtmiş idim. 2005 yılında bu kitap yayımlanırken, Türk Kıyafet Hukuku özeli bakımından da aynı boşluğu gözlemlemiş ve benzeri hisse kapılmış olduğumu itiraf etmeliyim. Sözlerimde bir eleştiri tonu seziliyorsa, açıkça söylemeliyim ki, bunun yöneldiği birinci adres içinde bulunduğum hukuk çevresidir; ama dürüstçe teslim etmek gerekir ki, hukuk çevresi ile sınırlı değildir. Somutlaştırmak kolay. Birazcık araştırma ile ulaşılması mümkün ve kılık kıyafet konusunda \\\\\\\"ahkam kesmeden\\\\\\\" önce \\\\\\\"asgari bilgi\\\\\\\" sağlaması nedeniyle incelenmesi gerekli Cumhuriyet erken dönem mevzuatı (örnek olsun, Eylül 1925 tarihli tek metin içinde üç ayrı konuyu düzenlemesi nedeniyle üç kararname olarak görebileceğimiz Bakanlar Kurulu Kararnamesi) bile, kitap içinde yeri geldiğinde referanslarıyla gösterdiğimiz üzere, yazanların ilgisine mazhar olmamıştır. Bu garipliğin tüzük, yönetmelik, genelge gibi alt derece düzenlemelerle sınırlı olduğunu sananlar da yanılacaklardır. Doktrindeki ve Anayasadaki adlandırmasıyla \\\\\\\"Şapka Kanunu\\\\\\\"nun da aralarında bulunduğu ve ulaşılması pek kolay olan \\\\\\\"Devrim Kanunları\\\\\\\" ekseninde bile ve ayrıca mevzuatın dışında kalan ama konuyla ilgili olarak çeşitli kitap ve makalelerle ortalığa saçılan \\\\\\\"değerlendirmelerin\\\\\\\" yavanlığını, kimi zaman da \\\\\\\"bu kadarı ancak bilinçli bir saptırmadır\\\\\\\" diye düşündüğüm \\\\\\\"görüşleri\\\\\\\" okuma zahmetine katlanacak olursa okur, kim bilir, belki de söylediklerimi abartılı görmeyecektir. Bu tür \\\\\\\"değerlendirmeleri/görüşleri\\\\\\\", olası okurumuzun sağlıklı biçimde kendi akıl süzgecinden geçirmesini sağlamak kadar yazanlara da haksızlık etmemek amacıyla, bazen metni uzatmak pahasına, önü ve arkasıyla, bağlamından koparmadan, ifadenin diline ve gramerine dokunmaksızın özellikle naklettiğimi de peşinen hatırlatmalıyım. İşte bütün bu nedenlerle, son yıllarda Türkiye gündeminde önemli bir yer tutan \\\\\\\"türban\\\\\\\" eksenli tartışmalar, aslında, bu genel, kapsamlı ve kuşatıcı mevzuat ışığında yapılmadığı için, hukuki zemini de sağlam şekilde belirlenmemiş bir söz itiş-kakışı boyutunu aşmamaktadır. Türban meselesi, kılık-kıyafet eksenli bir olası tartışmanın ancak bir bölümünü kapsayabilir. Şunlan da belirtmek uygun olacaktır. Türkiye\\\\\\\′de yürütülen ve alenileştirilmiş/(kamuoyuna ulaşmış) bulunan içeriği ve biçimiyle \\\\\\\"türban\\\\\\\" tartışması, \\\\\\\"türbanı\\\\\\\" (yani, bir kıyafet unsurunu) ve \\\\\\\"üniversitede türbanlı kadın öğrenciyi\\\\\\\" (yani, kıyafet taşıyıcısını), başka bir tartışmanın, daha doğrusu başka bir mücadelenin aracı yahut malzemesi haline getirmektedir. Bu tartışmalara ve mücadeleye rengini veren esas unsurun, ideolojik ve siyasi olduğu görülmektedir. Türban tartışmasında yer alan bütün \\\\\\\"taraflar\\\\\\\" bakımından gözlemlenen bir dizi ortak payda bulunduğu görülmektedir. Birinci ortak payda, \\\\\\\"belli bir hayat tarzının ve anlayışının\\\\\\\" başat olması için mücadele ediyor olmalarıdır. Tartışma taraflarının keskin karşıt söylemlerine rağmen bir diğer ortak paydaları, karşıt görüştekileri \\\\\\\"öteki\\\\\\\" kılmaktaki söylem ve biçem benzerlikleridir. Üçüncü ortak payda, nesnel bilgiyi kullanmama, yer yer de saptırma eğiliminin, karşıt tarafların en azından bazı sözcülerinde görülmesidir. Dördüncü ortak payda, belgeli konuşmamanın yaygın bir alışkanlık olduğudur. Beşinci ortak payda, türban yandaş ve karşıtları arasında kayda değer sayıdaki sözcünün çifte standart uygulamadaki pervasızlıklarıdır. Bunun tipik, somut ve bariz bir örneği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Sözleşme organı kararlarının kullanılma ve takdiminde açığa çıkmaktadır. Ulusalüstü insan haklan hukuku standartları hakkında tarafların işine geldiğinde övgüler düzülmekte, işine gelmediğinde yerin dibine geçirilmektedir. Dikkati çekelim ki, burada söz konusu olan, sözleşme organları kararlan için yapılması gereken ve doğal olan nesnel eleştiri değildir. Altıncı ortak payda, türban tartışması taraflarının açıkladıkları görüşler içinde, kendilerininki için değil tam da karşıt görüşün savunusu için ileri sürülebilecek bazı argümanlara yer veren örneklerin bulunmasıdır. Yedinci ortak payda, sanılanın tersine, Türkiye\\\\\\\′de türbanı tartışan kesimler içinde bu tartışmanın asıl/ana taşıyıcısının/yürütücüsünün başı kapalı yahut açık kadınlardan ziyade, halen büyük ölçüde erkekler olmasıdır. Sekizinci ortak payda, türban yandaşları ve karşıtlan, kendi görüşlerine uygun olarak da olsa, ortak bir söylem olarak \\\\\\\"makbul kadın\\\\\\\" tipi çizmektedir. Öte yanda, büyük ölçüde \\\\\\\"12 Eylül de facto Rejimi\\\\\\\" ürünü olup, özellikle tüm kamu görevlileri ile üniversite dahil her derece öğretim kurumlan öğrencilerinin kılık kıyafetine ilişkin olarak makul sayılabilir ölçülerin ve hususların dışında, gereksiz ve ilgilisini yıldırma, sindirme ve tek düze hale getirme amacına hizmet eden ayrıntılı düzenlemelerin günümüzde aynen yürürlükte bulunduğunu hatırlatalım. 12 Eylül Rejiminin sona erdiği varsayılan Aralık 1983\\\\\\\′den bu yana Meclise gelen, hükümet kuran, 1980\\\\\\\′lerin ANAP\\\\\\\′ı ve 2000\\\\\\\′lerin AKP hükümetlerinde görüldüğü gibi, arkalarında da büyük bir Meclis çoğunluğunu bulan siyasal iktidarların hiçbiri, burada ele aldığımız faşizan nitelikli kılık kıyafet mevzuatını demokratikleştirmek konusunda en küçük adımı bile atmamışlardır. Son yirmi yılı aşkın sürede türban yandaşı yahut karşıtı siyasal söylemle siyasal prim için uğraşan farklı siyasal çevreler, örgütler ve hükümetlerin hiçbiri, geçen bunca sürede, somut örnek olsun, \\\\\\\"Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışanların Kılık Kıyafet Yönetmeliğini\\\\\\\" yahut YÖK\\\\\\\′ün çıkardığı öğretim elemanlarına, üniversite çalışanlarına ve öğrencilerine ilişkin Disiplin Yönetmeliklerini yahut Milli Eğitim Bakanlığınca çıkarılmış bulunan öğretim kurumlarındaki görevliler ile öğrencilere ilişkin kılık kıyafeti belirleyen yönetmelikleri, konuyla alakalı unsurlar içeren kanunları ıslah etmemiş, demokratikleş- tirmemiştir. Favori boyundan saçın ensedeki şekline, saç ve bıyık uzunluğuna, biçimine, pantolondan etek boyuna, bluzun yaka genişliğinden ayakkabı topuğu yüksekliğine, ayakkabının boyalı olup olmayacağına, tırnak uzatmaktan oje sürmeye, velhasıl iç çamaşırı hariç akıl dışı ayrıntıları belirleyen mevzuatı bir özgürlük kayıtlaması olarak görmeyen çevrelerin, sadece ve sadece türbana serbesti sloganıyla sınırlı tuttukları söylem sakil bir siyasal yatırım gayretinden başka bir şey değildir. İmdi, bu çalışmanın planı ve kapsamına dair bazı açıklamalar gerekiyor. İlkin belirtilmesi gerekeni, çalışmanın iki kitaptan oluştuğudur. \\\\\\\"Türk Kıyafet Hukuku ve Türban (Tarihçe-İdeoloji-Mevzuat-İçti- hat-Siyaset)\\\\\\\" başlıklı birinci kitapta üç \\\\\\\"Kısım\\\\\\\" yer alıyor. Birinci kitabın başta gelen amaçlarından biri, konuyla bağlantılı olarak ulusal mevzuat ve uygulamasına ilişkin elverdiğince eksiksiz bir fotoğraf sunulmasıdır. Birinci kitabın birinci kısmı, \\\\\\\"Türk Kıyafet Hukuku Işığında Tespitler ve Değerlendirme\\\\\\\" başlığını taşıyor. Bir bütün oluşturan bu kısımda toplam 13 alt başlıkta (\\\\\\\"A\\\\\\\"dan \\\\\\\"M\\\\\\\" alt başlığına kadar) konularına ve düzenlemelere göre sınıflandırılmış şekilde bir analiz bulunmaktadır. Bu kısım, ağırlıklı olarak türban/başörtüsüne ilişkin mevzuatın değerlendirilmesini içermektedir. Ancak söz konusu değerlendirme mevzuat ve yargı kararlarından ibaret olmayıp, süreç içindeki olaylar ve gelişmeler de ele alınıyor. Bu bölümde, hukuk dışı disiplinlere, özellikle de tarih, siyaset bilimi ve kadın araştırmaları gibi disiplinlere ilişkin çalışmalara da yer verilmiştir. Birinci kitabın birinci kısmında okurun ilgisini çekeceğini umduğumuz bir husus şudur. \\\\\\\"Tesettür/çarşaf konusunun işlendiği bölümde, Osmanlı döneminde gerek Müslüman gerekse Müslüman olmayan cemaat mensuplarının, bu arada özellikle de kadınların kılık kıyafetine ve toplumsal alanlara çıkma olanakları ile bu süreçte görünürlük biçimlerine ve kayıtlamalarına ilişkin olarak üretilen/buyurulan çok sayıda düzenlemeye (büyükçe bölümü ferman for-mundadır) yer verdik. Birinci kitabın \\\\\\\"Değişik Alan ve Konulara İlişkin Mevzuatta ve Uygulanmasında Kılık Kıyafet\\\\\\\" başlıklı ikinci kısmı altında toplam 12 alt bölüm yer almaktadır. Bu kısımda yer verilen bölümlerin ilki \\\\\\\"Bölüm I-Yüksek Öğretim Mevzuatında Kılık Kıyafet\\\\\\\" birincisi iken sonuncusu \\\\\\\"Bölüm 12-Yazılı Basında Çıkan Haber ve Köşe Yazılarında AIHM\\\\\\\′nin Leyla Şahin Kararı ve Kamusal Alan\\\\\\\" başlıklıdır. İkinci kısımda, \\\\\\\"Silahlı Kuvvetler\\\\\\\", \\\\\\\"Zabıta/(Polis ve diğerleri)\\\\\\\", \\\\\\\"Yargı/(yargıç, savcı, avukatlar)\\\\\\\", \\\\\\\"Törenler\\\\\\\" ve \\\\\\\"Değişik alan ve ko-nular/(TBMM İçtüzüğünden, dernekler, toplantı ve gösteri yürüyüşleri, vd.)\\\\\\\" şeklinde burada kısaltarak belirttiğimiz çeşitli başlıklar altında ayrıntılı şekilde kılık kıyafet düzenlemeleri, konuyla ilgili uygulamalar ile çok sayıda mahkeme kararı örnekleri verildiğini ve bunların değerlendirildiğini okura peşinen hatır- latalım. Anılan ikinci kısım altında incelenen mevzuat, temelde 1920-2004 dönemini kapsamaktadır. Bunlar, sadece yürürlükteki düzenlemelerden ibaret değildir. Süreç içinde çıkarılan, ardından değiştirilen yahut tümüyle kaldırılarak yenisi üretilen mevzuatı da gösterdik. Bu yolla, konuyla ilgili olarak hukuksal evrimi okur elinin altında bulacaktır. Birinci kitabın \\\\\\\"Ulusal Yüksek Mahkemelerin Konuyla ilgili İçtihatlarından Örnekler\\\\\\\" başlıklı üçüncü kısmında Anayasa Mahkemesi (AYM), Danıştay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararlarından örnekler verilmektedir. AYM ve Danıştay\\\\\\\′ın burada metinlerini verdiğimiz kararlarına dair değerlendirme için okur özellikle, birinci kitabın birinci kısmına bakmalıdır. Yüksek mahkeme kararlarını da kitaba eklemekle okurun, içtihatlara dair değerlendirmeler bağlamında, bunları ayrı bir arama-bulma külfetini üstlenmeksizin bulabilmesi amaçlanmıştır. İkinci kitabın başlığı \\\\\\\"AİHK ve AİHM Kararları ve Değerlendiril- mesi\\\\\\\"dir ve bunun da altında, birinci kitap gibi, üç \\\\\\\"Kısım\\\\\\\" yer almaktadır. İkinci kitabın birinci kısmı \\\\\\\"AİHM\\\\\\\′nin 29/06/2004 Tarihli Leyla Şahin v. Türkiye Vakası Kararının Açıklamah-Notlu Türkçe Çevirisi\\\\\\\" başlıklı olup Leyla Şahin vakası kararının tarafımızdan yapılan tam metin Türkçe çevirisini kapsıyor. Bu metin düz bir çeviri değil. Dipnotlarında iki kategori bilgi eklenmiş bulunuyor. Birincisi, Mahkemenin bu kararında gönderme yaptığı önceki içtihatların ilgili bölümleri de çevrilerek metne eklenmiştir. Diğeri ise, yine kararda geçen dava konusu olaydaki ulusal düzenlemelere yer verilmesidir. Bu eksende, üniversite makamlarının ilgili tasarruflarına karşılık gelen yönetmelik, genelge gibi okurun ulaşması pek kolay olmayan alt derece düzenlemelere özellikle dikkati çekmek uygun olacaktır. İkinci kitabın \\\\\\\"AİHM Leyla Şahin Davası Kararı Bağlamında Tespitler ve Değerlendirme\\\\\\\" başlıklı ikinci kısmı, Leyla Şahin vakası kararının analizine özgüleniyor ve bu bölümün kendi içinde \\\\\\\"Genel Tespitler\\\\\\\" ve \\\\\\\"Özel Tespitler\\\\\\\" şeklinde iki alt başlığı var. Burada özellikle Türk kamuoyunda açığa vurulan görüşler doğrultusunda bir tartışma yapılarak okurun dikkatini bir kaç paragraf yukarıda değindiğimiz bilgi kirlenmesi olgusuna çekmek istedik. Şunu vurgulamak gerekir. Bu konuda görüş açıklayanlar arasında küçümsenemeyecek sayıdaki kişinin, AİHM kararlarının nasıl okunması gerektiği konusunda asgari bilgiden yoksun bulunduklarını söylemek abartılı olmayacaktır. Ne ki, bilgi eksikliği, söz konusu kişilerin görüş açıklamalarını engellememektedir. Okurun bağışlayacağını umarak, süzgeçten geçirilmeksizin hatalı bilgilerin ortalığa bu denli pervasızca savrulmasını yıllardır görüş açıklamakta bastırılmış bir toplumun konuşma açlığına bağlayacak olsak bile, bu durumun ciddi biçimde bilgi kirlenmesine yol açtığının türban konulu tartışmalarda da görüldüğünü yinelemeliyiz. İkinci kitabın üçüncü kısmında ise AİHK ile AİHM\\\\\\\′nin Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin \\\\\\\"Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü\\\\\\\" kenar başlıklı (md.9) eksenli diğer kararlarının yine tarafımızca yapılan çevirileri okura sunuluyor. Bunlarda da, Leyla Şahin vakası hükmünün çevirisinde yaptığımız gibi, dipnotlannda gerekli ek bilgiler ve içtihatlar yer almaktadır. Bu yönüyle, sözü edilen diğer vakaların çevirileri de işlenmiştir. Sözünü ettiğimiz kararlar bağlamında şunu da hatırlatmak gerekir. Bu kararların büyük bölümünde muhatap/davalı Devlet, Türkiye\\\\\\\′dir; yani bunlar doğrudan Türkiye bakımından sonuç doğurmuş olan ve bu kitabın konusuyla bir biçimde ilgili bulunan içtihatlardır. Ancak, bu eksende önemli bir başka içtihat olan \\\\\\\"Dahlab v. İsviçre\\\\\\\" vakası kararını da buraya eklediğimizi belirtmeliyiz. Ayrıca, yine üçüncü kısımda, ikinci kitabın birinci kısmında Mahkeme hükmünün Türkçe çevirisine yer verdiğimiz \\\\\\\"Leyla Şahin\\\\\\\" vakasına ilişkin olarak, \\\\\\\"kabuledilebilirlik\\\\\\\" kararının Fransızca ve aynı vakadaki Mahkeme hükmünün hem Fransızca hem de İngilizce metinlerini de okur bulabilecektir. Kitabın sonundaki Kaynakça, iki kitap şeklinde kurgulanan bu çalışmanın bütününe ilişkin olarak hazırlanmıştır. Kaynakça, \\\\\\\"Kitaplar-Makaleler\\\\\\\" ve \\\\\\\"Gazeteler\\\\\\\" olmak üzere iki alt başlık içermektedir. Kitap içinde atıf yaptığımız bazı gazeteler, Kaynakçada ayrıca gösterilmemiştir. Bunun nedeni, Kaynakçanın \\\\\\\"Gazeteler\\\\\\\" başlıklı bölümünde sadece bizzat ulaştığımız gazeteleri belirtiyor olmamızdır. Başka deyişle, başka yazarların kitap yahut makalelerinde yer verdikleri gazete haberlerini, gazeteyi de belirterek, ancak o yazann eserine atıfla kullandık ve Kaynakça da bu eserleri \\\\\\\"Kitaplar-Makaleler\\\\\\\" bölümünde belirttik. Bu kitapta kişisel değerlendirme tahlillerimizden başka belgeli olarak bilgi ve veriler yer aldığına göre, en azından daha bir süre gündemde kalacağa benzeyen tartışmalar için bu çalışma ilgililere malzeme sunumu işlevini yerine getirebildiği ölçüde yazarının gözünde amacına ulaşacaktır. Böylesine kapsamlı bir çalışmanın kısa sürede yayına hazır hale gelmesi, özellikle de Resmi Gazete taramasının kısa sürede bitmesi ancak yardımlar sayesinde mümkün olabilirdi. Bu bağlamda Haydar Burak Gemalmaz\\\\\\\′a, kitabı hazırladığım süre boyunca, arşiv taramasından ulusal ve ulusalüstü mevzuat ve içtihatları değerlendirirken keyifli biçimde yaptığımız tartışmalara kadar çeşitli biçimlerdeki yardımları için içten teşekkürümü ifade etmeyi hakkaniyetin gereği addediyorum. Kitap hazırlıklarının başlangıç aşamasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi sayın Gülay Arslan, akademik çalışmaları için yurt dışına çıkana dek, elinden gelen yardımı esirgemedi. Yine İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde doktora çalışmasını sürdüren Araştırma Görevlisi sayın Şeydi Çelik, eski tarihli bazı gazete haberlerinin taranması işinde yardımcı oldu. Sayın Av. Akın Atalay da, bazı gazete haberlerine ulaşmamı kolaylaştırdı. Hepsine teşekkür ediyorum. Ayrıca, \\\\\\\"Leyla Şahin v. Türkiye\\\\\\\" ve \\\\\\\"Dahlab v. İsviçre\\\\\\\" vakalarının çevirilerinin redaksiyonundaki katkıları için sayın Av. Yasemin Genc\\\\\\\′e de teşekkür borçluyum. Öte yanda, sayın Engin Özendes, çalışmada yararlandığım bazı eserlere ulaşmamı, kitaplarını cömertçe paylaşma inceliğini göstererek sağladı; teşekkürümü bir de burada ifade etmek isterim. Sayın Semra Öndeş\\\\\\\′in katkılarına ise kocaman bir teşekkürün yetmeyeceğini biliyorum. Nihayet, çalışmanın kısa süre içinde ve özenli şekilde basılarak okura ulaşmasını sağlayan Legal Yayınevinin yöneticileri sayın Lütfü Başöz ve sayın Ramazan Çakmakcı\\\\\\\′ya ve yayında emeği geçenlere teşekkür ederim. Elbette, eksikliklerin tüm sorumluluğu benim üzerimdedir. Prof. Dr. Mehmet Semih Gemalmaz Üniversite/2005 Not: Bu kitaptaki mevzuat ve içtihatlar Ocak 2005\\\\\\\′e kadar olan gelişmeleri kapsamaktadır. TÜRK KIYAFET HUKUKU VE TÜRBAN (TARİHÇE-İDEOLOJİ-MEVZUAT-İÇTİHAT-SİYASET) AİHK ve AİHM KARARLARI ve DEĞERLENDİRİLMESİ -Türk Kıyafet Hukuku Işığında Tespitler ve Değerlendirme Değişik Alan ve Konulara İlişkin Mevzuat ve Uygulamasında Kılık Kıyafet -Ulusal Yüksek Mahkemelerin Konuyla İlgili İçtihatlarından Örnekler -AHİM \\\\\\\′nin 29/4/2004 Tarihli Leyla Şahin v.Türkiye Vakası Kararınınaçıklamalı notlu türkçe çevirisi AİHM Leyla Şahin Davası Kararı Bağlamında Tespitler ve Değerlendirme - AİHM\\\\\\\′in Leyla Şahin Davası Kararının İngilizce Faransızca ve AİHK ile AİHM\\\\\\\′nin Konuya İlişkin Diğer Kararlarının Açıklamalı Notlu Türkçe Çevirileri