Vedat Kitapçılık
Kargo Gönderim Saatleri;
Hafta İçi Saat 16:00 'ya kadar
Cumartesi Saat 11:00 'e kadar
Kartlarına Taksit
Seçeneklerimiz Vardır!
Banka Hesap Bilgilerimiz
Destek
HATTI
0212
240 12 54
240 12 58
Favori
Listenizde
Ürün Yok!
Sepetinizde
Ürün Yok!
Yeni Çıkan Yayınlar:      Nisan (36)      Mart (138)      Şubat (201)      Ocak (190)

Sermaye Piyasası Hukuku I

Sermaye Piyasası Hukuku I



Sayfa Sayısı
:  
581
Kitap Ölçüleri
:  
21x18 cm
Basım Yılı
:  
2005
ISBN NO
:  
975-295-394-8

0,00 TL

Bu ürün şu anda stoklarımızda yok!
Yazarın diğer ürünlerine gözatmanızı tavsiye ederiz...









ÖNSÖZ

Sermaye piyasası hukuku asıl olarak ingiltere\\\\\\\′de gelişmeye başlamış, fakat bu alandaki öncülüğü daha sonra ABD üstlenmiştir. ABD\\\\\\\′de düzenleme yetkisi başlangıçta eyaletlere bırakılmış iken 1933 ve 1934 tarihlerinde federal hükümetin çıkardığı iki kanunla federal seviyeye çekilmiş ve ikinci kanunla SEC (Sccurities and Exchange Com-mission) kurulmuştur. Sermaye piyasası hukukunun gelişimi esas olarak SEC tarafından üstlenilmiştir. ABD Yüksek Mahkemesi ve ABD Temyiz Mahkemesi de sermaye piyasası hukukunun teori ve uygulamasına büyük katkılarda bulunmuşlardır.

Türk hukuku kendine Roma - Cermen hukukunu örnek almış olmakla birlikte, sermaye piyasası üzerinde daha büyük bir özenle duran ve bu alanda müstakil kanunlar çıkarmış olan ülke ABD\\\\\\\′dir. Fakat Türk hukukçuları arasında ABD hukukuna ya da genel olarak gelenek hukukuna (common law) karşı olan ön yargı tuhaf bir çelişki yaratmıştır. Türk hukukçuları tarafından SPKan.\\\\\\\′nun ABD hukukundan örnek alındığı kabul edilirken bu önyargı nedeniyle hiçbir hukukçu bu alanda bir araştırmaya girişmemiştir. Sonuç olarak, bu alanda ciddi bir eser verilememiş, büyük sorunların çözümüne ilişkin herhangi bir fikir üretilememiştir.

Bir hukuk sisteminden bahsettiğimiz zaman uygulanan maddi kuraldan ziyade hukuksal problemlerin analizinde hukukçular tarafından kullanılan metot ve tekniklerden bahsederiz. Önceki sadece ulusal sınırlar sözkonusu olduğunda yapılabilecek bir sınıflandırmadır. Bununla birlikte, metot ve teknik, bir düşünce şekli olarak ulusal sınırlarla tahdit edilmeksizin bir sistemin anlaşılabilmesi için yararlı bir temel hizmeti görebilir. Bu bakımdan, medeni hukuk sistemi esas olarak bireyler arasındaki ilişkileri etkileyen laik hukuk anlayışı için bir çatı teşkil eder; formüle edilmesi yüksek oranda bir soyutlamaya sahiptir ve bu tür ülkelerde yapılan sınıflandırmalar ve kabul edilmiş olan kavramlar pratikte özdeştir (Erhan Adal, Fundamentals of Turkish Private Law, 5. bs., İstanbul, Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş., 1998, s. VI). Bu sebeple, ABD hukukuna sırt çevirmek büyük bir kayıp olur.

Sermaye piyasası hukuku aslında vakıa yoğun bir hukuk alanıdır ve borçlar hukukuna ait -temel birkaç kavramın sürekli olarak yenj olaylara uygulanması ile gelişmiştir. SPKan.\\\\\\\′nu yapanlar, ABD sermaye piyasası kanunlarının amaçlarını anlamaksızın yanlış çevirilerle, anlamsız kavramlar katmışlar ve borçlar hukukuna ait kavramların serma-

VI

ye piyasalarındaki işlemleri açıklamaya yetmediğini, bu sebeple getirdiklerinin bunları açıklayabilecek yeni kavramlar olduğunu öne sürmüşlerdir. Oysaki yanlış çevrilen bu kavramların hepsinin ABD gelenek hukukunda yeri vardır; dolayısıyla borçlar hukukunda da karşılıkları bulmaktadır. ABD hukuku, gelenek hukukundan ödünç alınan bu kavramlar üzerine sermaye piyasası hukukunu inşa etmişken, SPKan. böyle bir temelden yoksun olduğu için olması gerektiği gibi gelişememiş, gerek kanundaki ciddi sakatlıklar yüzünden gerekse SPK tarafından yapılan kontrolsüz düzenlemeler nedeniyle olması gerekenden tamamen farklı yönlere saparak amacından uzaklaşmıştır. Yasayı yapanların da uygulayanların da düşüncesi, sermaye piyasası hukukunun kendisini mistik bir şekilde göstereceğidir. Ancak kanunu yapan da yorumlayan da insandır. Bu nedenle, sermaye piyasası hukukunun nasıl işleyeceğine karar verecek olan da insandır. Bu hukuk alanının hangi amaca hizmet edeceğine karar verilmez ve o doğrultuda yorumlanmazsa kanunun kendini göstermesi diye bir durum sözkonusu olmaz. SPK\\\\\\\′nin sürekli olarak genişlettiği mevzuata rağmen sorunlar olduğu gibi durmaktadır. Halbuki bu düzenlemelerin yeri, birkaç borçlar hukuk kavramının sermaye piyasası hukukunun amaçlan doğrultusunda yorumlanmasıyla doldurulabilir. Mevcut yasa bu haliyle çok az ihtiyaca cevap verebilecek bir durumdadır.

Türk hukukçuları medeni hukuk, borçlar hukuku ve ticaret hukuku gibi temel Türk hukuk alanlarının özünü anlamakla birlikte, hukuk mantığına ters bir şekilde yapıldığı için sermaye piyasası hukukuna bir türlü intibak edememişlerdir. Bu elbette hukukçuların değil, yasayı yapanların kusurudur. Bu durum hukukun ortaçağdaki durumu ile büyük bir benzerlik göstermektedir:

\\\\\\\"Avrupa\\\\\\\′da laik düşünce ve toplum düzeninin biçimlenişi, büyük ölçüde hukukçuların yaptığı düzenlemelerle tamamlandı. ... Bu devirde Roma Hukuku artık ezber ve şerhle değil, hukuk mantığının anlaşılması ve kaynakların incelenmesi yoluyla öğrenilmeye başlandı.... Hukuk tarihinde Glossatörler Dönemi denen bu dönemin faydalı çalışmalarından sonra, Roma Hukuku\\\\\\\′nun principia ve kurumları öğrenilip bu ilkelerin ve mantığın yardımıyla yeni hayatın ilişkilerini düzenlemek ve hukuk sorunlarını çözmek yoluna gidildi\\\\\\\" (îlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, 15. bs., İstanbul, İletişim Yayınları, 2003, s. 173 - 174). Sermaye piyasası hukukunun sorunu da mantığının Türkiye\\\\\\\′de anlaşılamamış olmasıdır. Yapılabilen sadece yalan yanlış çevirilerden ibarettir.

Borçlar hukuku ve ticaret hukuku dururken neden ayrı bir kanuna ve sermaye piyasalarını gözetlemek için SPK gibi bir kuruma ihtiyaç olduğu sorulabilir. Cevap, eylemleri yasaklamak düzenlemenin bir yönü olmakla birlikte, bunların tespit ve takibi için gerekli yapıların oluşturulmaması halinde yasakların sadece boş bir karakter göstereceğidir. ABD dışında kalan ülkelerin pek çoğu SEC benzeri bir kurumun gerekliliğine inanmamakla beraber, yasaklanmak istenen eylemler, bir değerlendirme yapmak için yasa kitabına bakmaktan daha fazlasını gerektirir. Çok az ülke yatırımcılara bireysel bir hukuk davası açma hakkı tanıyarak SEC gibi bir kurum yaratmıştır (James D. Cox, Robert W. Hillman, Donald C. Langevoort, Securities Regulation, Cases and Materials, 3. bs., New York, Aspen Law & Business, 2001, s. 1004).


Sermaye piyasası araçlarının icabının (halka arz veya halka arz edilmeksizin satış) uluslar arası hale gelmesi ile karşılaşılan hukuksal güçlüklerin tam olarak değerlendirilebilmesi, başlıca endüstrileşmiş ülkelerin halka icap (halka arz) alanında yaptıkları düzenlemelerin anlaşılmasını gerektirir. Mukayeseli hukuktan anlayan bütün hukukçuların bildiği gibi, farklılıklar her bir ülkenin kendi kültüründen doğar ve halka icabın (halka arz) düzenlenmesi durumunda ise, birbirinden önemli ölçüde farklı hukuksal cevaplar, her bir ülkenin sermaye piyasası araçlarını dağıtım metotları arasındaki farklılıkları yansıtır.

Halihazırda, güçlü şirketler hukuku ve sermaye piyasası hukukunun ulusal sermaye piyasalarının yaşayabilirliğini artırdığı tezi lehinde geniş bir ampirik veri mevcuttur. Daha özelde ise, etkili yasal düzenlemeler, bu piyasalardan fon toplayan şirketler için sermayenin maliyetini düşürmektedirler. Üretici kaynaklarının büyümesinin bir yolu olarak bütün ülkelerin sağlam sermaye piyasaları geliştirme yolları aradıklannı söylemeye gerek yoktur. Bu arayış özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için daha güçlüdür. Bu noktada, ekonomik gelişmeyi teşvik etmenin bir yolu olarak geniş özelleştirme çabalarına girişen, fakat özelleştirilen şirketlerin yatırımcıları için önemli korumalar sağlamayan Çek Cumhuriycti\\\\\\\′nden edinilen dersler yararlı olabilir.

1995 yılında Prag Hisse Senedi Borsası\\\\\\\′na 1716 şirket kayıtlıydı. Nispeten düşük enflasyon ve neredeyse tam istihdam seviyesine sahip olan Çek Cumhuriyeti\\\\\\\′nin güçlü makroekonomik pozisyonu, ülkenin Orta ve Doğu Avrupa\\\\\\\′da piyasa yönelimli ekonomiye yumuşak bir geçiş yapacak bir ekonomi gibi görünmesini sağlıyordu. Fakat 1999\\\\\\\′un başlarında Prag Hisse Senedi Borsası\\\\\\\′na kayıtlı şirket sayısı % 80\\\\\\\′den fazla düşerek 301 \\\\\\\′e inmiştir. Gözlemciler bunlardan sadece bir düzinesinin herhangi bir likiditeden yararlanabildiğim tahmin etmekteydiler. Buna mukabil, aynı dönem içerisinde Prag Hisse Senedi Borsası\\\\\\\′ndaki başı çeken 50 hisse senedinden oluşan bir endekse yapılacak bir yatırımın değeri % 60\\\\\\\′dan fazla bir oranda düşmüştür. Borsadaki işlemler kurumuş ve Prag Borsası\\\\\\\′nın yaşayabilirliğinin kendisi tehdit altına girmiştir.

Peki ne olmuştur? Çek Cumhuriyeti\\\\\\\′ndeki özelleştirmenin temel hatası, tek başına özelleştirme yapmanın daha işin başında şirketlerin mülkiyet yapılarının küçük yatırımcılar arasında dağılmasını sağlayacağı varsayımı nedeniyle, eş zamanlı olarak sermaye piyasalarının gelişeceğine inanılmasıydı. Özelleştirilen şirketlerin hisse senetlerinin Çek halkının geniş bir kesimine yayılması yoluyla, Çek plancılar aktif bir ikincil piyasanın kendiliğinden gelişeceğini ummuşlardı. Bu militanca bırakınız yapsınlar tutumu, özelleştirmeyi başlatan ilk Çek hükümetini, bu piyasayı herhangi bir şekilde düzenleme düşüncesine karşı son derece dirençli bir hale getirmişti.

Yüksek bir iyimserlik ortamının bulunduğu ilk dönemde hisse senetleri yükselmişti. Fakat bir dizi skandaldan sonra Çek balonu sönmeye başladı, tik olarak yabancı yatırımcılar Çek piyasasını terk etmeye başladılar.

Çek piyasasındaki bu büyük yatırımsızlığın ardında her tarafa yayılan bir güven kaybı bulunmaktaydı. Küçük yatırımcılar Çek yatırım fonlarının yağma edilmesine ve





fırsat kollayan kişiler şirket yönetimlerini ele geçirdiklerinde, geriye kalan küçük hissedarların sistemli bir şekilde suiistimal edildiğine tanık olmuşlardı. Sonuç olarak, küçük hissedarlar hisse senetlerini elden çıkarmışlar ve tasarruflarını başka tür yatırımlara kaydırmışlardı.

Çek deneyiminden ve bir ülkedeki yasal düzenlemelerle o ülkedeki sermaye maliyetleri arasında var olan ilişkiye ait çalışmalardan yola çıkarak iyi bir sonuca varmak mümkündür: Hukuk en önemli meseledir (Cox, Robert W. Hillman, Donald C. Langevo-ort, s. 346 - 347).

Mustafa Kemal Atatürk döneminde 1930 iktisadi Program\\\\\\\′ın 3. maddesi adalet ve hukukun bütünselliğini koşul görüyordu; şöyleydi:

\\\\\\\"Adalet, devletin bütün hayat ve faaliyet şubelerinde olduğu kadar ve bilhassa, iktisadi hayatın ve faaliyetin de temelidir. En iyi kanunlar ve adil hakimler, iktisadi teşebbüs ve inkişafın başlıca muhafızı (koruyucusu) ve müşevviki (özendiricisi) olmalıdır.\\\\\\\" (Ali Nejat Ökçen, Turhan Çak, \\\\\\\"Bozuk Terazi\\\\\\\" Türkiye Sorunları, No. 54, s. 49)

Diğer bir önemli konu, sermaye piyasası aracına çevirme (menkul kıymetleştirme) yönünden gösterilmesi gereken dikkattir. Varlıkları sermaye piyasası aracına çevirmek, Türkiye gibi fakir ülkelerin zaten az olan zenginliklerinin likit hale getirilip yurtdışına götürülmesinin de bir yoludur. Bu konuda Osmanlı İmparatorluğumun son dönemleri unutulmamalıdır.

Bu nedenlerden ötürü, ABD hukuk doktrini ve uygulamasında gerçekleşen gelişmeleri başka ülkelerdeki düzenlemelerle karşılaştırmalı olarak bu kitapta tartışmanın Türk sermaye piyasası hukukunun çerçevesinin çizilmesi ve kapsamının tespitine katkı getireceğine inanıyorum.

Doğan Kütükçü
Mayıs 2004



İÇİNDEKİLERİN ÖZETİ


Önsöz V
İçindekiler XI
Kısaltmalar XXIII
1. Bölüm Genel Bakış 1
2. Bölüm Yasal Çerçeve 33
3. Bölüm Sermaye Piyasası Araçlarının Değerini Etkileyebilecek Hile 75
4. Bölüm Aydınlatma Yükümlülüğü 253
5. Bölüm Bilginin Piyasaya Yayılması 345
6. Bölüm Özel Aydınlatma Konulan 361
7. Bölüm Sermaye Piyasası Aracının Tanımları 383
8. Bölüm Sermaye Piyasası Araçlarının Kayıt Ve Dağıtım Süreci 431
9. Bölüm İstisna işlemler 507
10. Bölüm İstisna Sermaye Piyasası Araçları 527
11. Bölüm Sermaye Piyasası Araçlarının Kayıt Ve Dağıtımından Doğan
Hukuksal Sorumluluk Ve Genel Hükümler 529
12. Bölüm Finans Yönetimi, Şirketler Hukuku Ve Sermaye Piyasası Hukuku 547
Kaynakça 577