Vedat Kitapçılık
Kargo Gönderim Saatleri;
Hafta İçi Saat 16:00 'ya kadar
Cumartesi Saat 11:00 'e kadar
Kartlarına Taksit
Seçeneklerimiz Vardır!
Banka Hesap Bilgilerimiz
Destek
HATTI
0212
240 12 54
240 12 58
Favori
Listenizde
Ürün Yok!
Sepetinizde
Ürün Yok!
Yeni Çıkan Yayınlar:      Nisan (36)      Mart (138)      Şubat (201)      Ocak (190)

Hukuk Yargılamasında Delillerin Toplanmasında Tarafların ve Hakimin Rolü

Hukuk Yargılamasında Delillerin Toplanmasında Tarafların ve Hakimin Rolü

- Vedat Kitapçılık

Sayfa Sayısı
:  
585
Kitap Ölçüleri
:  
16x23 cm
Basım Yılı
:  
2014
ISBN NO
:  
978-605-4823-43-7

150,00 TL











GİRİŞ

I- Konunun Önemi ve Çalışma Planı

İspat ile ilgili kurallar ve kavramlar, medenî usûl hukukunun ağırlık merkezini teşkil etmektedir; çünkü davanın kazanılması veya kaybedilmesi iddiaların ispat edilip edilmediğine bağlıdır. Bireyin sübjektif hakkının himaye edilmesi, maddî gerçeğin ortaya çıkarılması iddiaların ispatını gerektirmekte; iddiaların ispatı için delillere ihtiyaç duyulmakta; bu delillerin toplanabilmesi için de taraflara ve hâkime önemli roller düşmektedir.

 

Davada taraflar ileri sürdükleri vakıalara ilişkin iddialarının doğru olduğunu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığını ispat edebilmek ve kendi lehlerine karar verilmesini sağlayabilmek için çekişmeli vakıalar hakkında deliller göstermekte; hâkim de davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde çekişmeli vakıaların açığa kavuşturulmaları amacıyla taraflardan delil göstermelerini isteyebilmekte veya bazı delillere re’sen başvurabilmektedir. Maddî hukukun tanıdığı sübjektif hakkın yerine getirilebilmesi için mahkeme tarafların iddialarını ve savunmalarını dinleyip, delillerini incelemekte ve delillerin toplanmasından elde ettiği neticeyi dikkate alarak hükmünü vermektedir.

 

Taraflarca herhangi bir delil gösterilmemişse, hâkim de davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde onlardan delil göstermelerini istememişse veya re’sen başvurabileceği herhangi bir delile başvurmamışsa, iddialar ve savunmalar ispat edilememiş sayılacaklardır. Bu durumda, delillerin toplanması faaliyeti gereği gibi yerine getirilememiş olduğundan, medenî usûl hukukunun en temel amacı olan maddî hukuktan kaynaklanan sübjektif hakların korunması sağlanamayacaktır. Delillerin toplanmasının ispat faaliyetiyle olan ilişkisinin belirlenmesinin yanı sıra, bu faaliyetin gerçekleştirilmesi sırasında tarafların ve hâkimin rolünün gerek medenî usûl hukukuna hâkim olan ilkeler bakımından, gerekse medenî usûl kanunlarındaki hükümler ile delil türleri ve delillerle ilişkili diğer kurumlar bakımından da değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü, delillerin toplanması faaliyeti sırasında medenî usûl hukukuna hâkim olan ilkelerin temel prensiplerine, kanunlardaki hükümlere ve delil türleri ile delillerle ilişkili diğer kurumların temel özelliklerine uyulmaması, sübjektif hakların himaye edilememesinin yanı sıra bir anayasal hak olan ispat hakkının da ihlâli sonucunu doğurabilecektir.

 

Türk Hukuku’nda günümüze kadar medenî usûl hukukunun en temel alanlarından olan ispat hukuku alanında oldukça sınırlı sayıda çalışma yapılmış; ispat hukukunun en önemli bölümü olan delillerin toplanması meselesine ve bu hususta taraflar ile hâkimin rolüne etraflıca değinilmemiştir. Yapılan çalışmalar yalnızca belli delil türleriyle sınırlı olarak ele alınmış; o çalışmalarda da söz konusu delil türleri açısından tarafların ve hâkimin rolünün arz ettiği özellikler özel bir değerlendirmeye tâbi tutulmamıştır. Ayrıca, medenî usûl hukukuna hâkim olan ilkeler çerçevesinde yapılan araştırmalarda sadece ilgili ilkeyle bağlantılı olduğu ölçüde meseleye değinilmiş; medenî usûl kanunlarında yer alan hükümler dikkate alınarak tarafların ve hâkimin rolü ayrıntılı şekilde incelenmemiştir. Konunun hem teori ve uygulama açısından taşıdığı önem nedeniyle incelenme ihtiyacı, hem de Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki ilgili hükümlerin etraflıca değerlendirilmesi gereksinimi, bu konunun doktora tez çalışması olarak belirlenmesinde etkili olmuştur.

 

Çalışmamızın birinci bölümünde delillerin toplanmasıyla ispat faaliyeti arasındaki irtibatı tespit edip, meseleyi medenî usûl hukukuna hâkim olan ilkeler ışığında derinlemesine inceledikten sonra, ikinci bölümde farklı hukuk sistemlerini dikkate alarak, medenî usûl kanunlarındaki hükümleri etraflıca değerlendirmeyi, ardından üçüncü bölümde de delil türleri ve delillerle ilişkili diğer kurumlar açısından ayrıntılı bir incelemede bulunmayı amaçlamaktayız.

 

II-   Türk Hukuku’nda Delillerin Toplanmasında Tarafların ve

      Hâkimin Rolünün Tarihsel Gelişimi

A-   Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu’nun Kabulünden

      Önceki Dönem

Osmanlı Devleti’nde tanzimat dönemine kadar medenî usûl hukukunda islâm hukuku hükümleri uygulama alanına sahip olmuştur. Tanzimat döneminde Mecelle-i Ahkâmı Adliye kabul edilmiştir. İçinde 99 külli kaidenin yer aldığı bir mukaddime ile fıkıh baplarına göre düzenlenmiş 16 kitaptan oluşan Mecelle’de usûl hukuku kuralları “ikrar”, “da’vâ”, “beyyinat ve’t tahlîf”, “kazâ” olmak üzere toplamda dört kitap halinde hazırlanmış ve “beyyinat ve’t tahlîf” başlığını taşıyan 15. kitap delillere ayrılmıştır. Delillere ilişkin çok sayıda kuralın yer alması sebebiyle, “koskoca bir tercihi beyyinat kazuistiği” meydana getirilmiştir. Mecelle, uyuşmazlık konusu vakıaların taraflarca ispat edilmeleri gerektiğini şart koşmuş; ancak 42. maddesinde belirtildiği üzere, herkesçe bilinen maruf ve meşhur vakıaların, olağan hayat olaylarının ispatın konusu dışında kaldıklarını vurgulamıştır. O halde, bunun aksini iddia eden tarafın iddiasını ispat etmesi gerekmekteydi. Mecelle’nin 72.ve 73. maddelerinde ifade edildiği gibi, kadılar şeklî gerçeklerle bağlı bulunmayıp, taraflarca huzurlarına getirilmiş olan tüm delilleri ayrıntılı bir şekilde değerlendirmeli; tarafların yargılamaya dâhil ettiği dava malzemesini şüpheci bir bakış açısıyla ele almalıydılar.

Medenî usûl hukukunda batı kaynaklı ilk hükümler, Fransız Medenî Usûl Kanunu’ndan iktibas edilen 1861 tarihli “Usul-ü Muhakeme-i Ticariye Nizamnamesi”nde yer almış ve bu Kanun hem ticaret hem de nizamiye mahkemelerinde 1879 tarihli Usûl-i Muhakemat-ı Hukukiye Kanunu’nun yayınlanmasına kadar uygulanmıştır. Fransız Hukuku’ndan iktibas edilen ve bugünkü ispat sistemimizin temelini oluşturan Usûl-i Muhakemat-ı Hukukiye Kanunu, toplamda 9 baptan oluşmaktaydı ve delillere ilişkin hükümler 3.bapta yer almaktaydı. Kanun’un 72. ve devamı maddelerinde “senedata dair mevad” başlığı altında senetlere ilişkin düzenlemeler getirilmiş; bunun dışında Kanun’un 79. ve devamı maddelerinde “beyyinata dair mevad” başlığı altında deliller hakkında özel hük