Vedat Kitapçılık
Kargo Gönderim Saatleri;
Hafta İçi Saat 16:00 'ya kadar
Cumartesi Saat 11:00 'e kadar
Kartlarına Taksit
Seçeneklerimiz Vardır!
Banka Hesap Bilgilerimiz
Destek
HATTI
0212
240 12 54
240 12 58
Favori
Listenizde
Ürün Yok!
Sepetinizde
Ürün Yok!
Yeni Çıkan Yayınlar:      Mart (13)      Şubat (202)      Ocak (191)      Aralık (151)

Halkla İlişkiler Ve Bilgi Edinme Hakkı

Halkla İlişkiler Ve Bilgi Edinme Hakkı



Sayfa Sayısı
:  
504
Kitap Ölçüleri
:  
13x19 cm
Basım Yılı
:  
2009
ISBN NO
:  
978-9944-116-87-9

0,00 TL











TAKDİM Örgütlerin hizmet verdikleri toplum kesimleriyle iletişim ve etkileşime girmeleri karşılıklı güven ve işbirliğine zemin hazırlayarak amaçlarını gerçekleştirmelerine yardımcı olmaktadır. Ancak bu güven ve işbirliğinin devamlı olabilmesi tarafların hak ve sorumluluklarını yerine layıkıyla getirmelerine de bağlıdır. Daha da önemlisi bu hak ve sorumlulukların nasıl kullanılacağının yani iletişim ve etkileşimin nasıl sağlanacağının da kurallara bağlanması gerekmektedir. 24 Nisan 2004 tarihinde yürürlüğe giren 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu bu konuda tarafların karşılıklı hak ve sorumluluklarını düzenleyerek sağlıklı bir devlet -vatandaş ilişkisi geliştirebilmenin somut zeminini oluşturmuştur. Bu kanunun dört yıllık zaman diliminde uygulanması sırasında karşılaşılan sorunları ve sağlanan faydaları somut olarak ortaya koymak ve yasanın Türk kamu yönetiminin amaçları çerçevesinde bilim adamlarınca objektif bir gözle değerlendirilmesi gerekmekteydi. Türkiye′de kamu yönetiminde yıllardır yaşanan halkla ilişkiler sorunlarının çözülmesi açısından büyük ümit bağladığımız Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uygulamaları önümüzdeki yıllarda önemli sonuçlar doğuracaktır. Dr. Ümit Arklan′ın, danışmanlığımda Konya ölçeğinde yaptığı bu araştırma, Türk kamu yönetiminin halkla ilişkiler sorunlarının Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde tespit edilmesi ve çözüm için öneriler getirilmesi amacına yönelik ilk kapsamlı araştırmadır. Mart 2009 Prof. Dr. Mehmet KÜÇÜKKURT öNSöZ Ülke ve yönetim yapısı ne olursa olsun, her ülke için kamu yönetimleri hayati nitelikte bir işlev görmektedir. Çünkü sunmuş oldukları hizmetlerin özellikleri gereği kamu yönetimleri tüm ülke. çapında eğitimden sağlığa, ulaştırmadan güvenliğe dek çok farklı alanlarda faaliyet göstermektedir. Faaliyet alanının bu denli geniş olması beraberinde etkileşim alanını genişletmekte, bu durum da farklı niteliklerde ve boyutlarda sorunlar yaşanmasını beraberinde getirmektedir. Elbette ki, yaşanan bu sorunların niteliği ve boyutu ülkeden ülkeye farklılık arz etmekte, bir ülke için önemli boyutlara ulaşmış bir sorun diğer bir ülke için pek de önemsenmeyecek bir düzeyde kalabilmektedir. Ülkemiz kamu yönetimini göz önünde bulundurarak yönetsel yapıdan kaynaklanan ve yönetsel zihniyetten kaynaklanan sorunlar olmak üzere iki temel boyutta ele aldığımız bu sorunlar ise kamu yönetiminin birçok alanında olduğu gibi halkla ilişkiler uygulamalarında da olumsuz yönde bir etkiye sahip olmaktadır. Çünkü birçok yönden sorunları bulunan bir yapı içerisinden sorunsuz bir halkla ilişkiler uygulaması ortaya çıkmamakta, aksine, ideal olan uygulamalarla pratikte karşılaşılanlar arasında büyük farklar görülmekte, ulaşılmak istenen amaçlardan büyük ölçüde sapmalar meydana gelmektedir. Yani mevcut kamu yönetimi yapısında yaşanan sorunlar halkla ilişkiler uygulamalarının üzerine de sinmekte, kimi zaman uygulamaların ahenginin kaybolmasına sebebiyet vermektedir. Ülkemiz kamu yönetiminin sorunlarının çözüme kavuşturulmasında ve bilhassa da halkla ilişkiler uygulamalarının karşılaştığı sorunları aşarak, amaçlarına ulaşmasında, ideal olan şekline en yakın uygulamalar gerçekleştirilmesinde büyük yararlar sağlama potansiyeline sahip olan bilgi edinme hakkı, halkla ilişkiler uygulamalarının ahengini yakalamasında çok önemli bir mihenk taşı olabilme özelliğine sahiptir. Bu hak sayesinde yönetilenler kamu yönetimine ilişkin -birtakım istisnalar dışında-her konuda bilgi alabilme, bilgi sahibi olabilme imkanına kavuşmuşlardır. Kamu yönetimi özel bilgiler dışında gerçekleştirdiği her türlü faaliyetle ilgili bilgileri istendiği taktirde vermek suretiyle kapılarını yönetilenlere açmış bulunmaktadır. Ülkemiz kamu yönetimi ve bilhassa da ülkemiz kamu yönetiminde gerçekleştirilen halkla ilişkiler uygulamaları açısından bu denli öneme sahip olan bir hakkı, bilgi edinme hakkını halkla ilişkiler perspektifinden değerlendirmek ve sağlayabileceği imkanlan ortaya koymak alana önemli bir katkı olsa gerek. İşte bu düşünceden hareketle kaleme alınan bu çalışma halkla ilişkiler perspektifinden bilgi edinme hakkına ve getireceği yeniliklere bakmakta, bu özelliğiyle de gerek halkla ilişkiler alanında çalışan akademisyenlere ve gerekse halkla ilişkiler eğitimi alan öğrencilere bir kaynak olabilecek nitelik taşımaktadır. Bu çalışmanın hayat bulmasında, olgunlaşıp bir kitap haline gelmesinde, benimle birlikte birçok insanın değerli katkıları bulunmaktadır. Bu anlamda bana rehberlik eden, değerli yönlendirmeleriyle ufkumu açan sevgili hocam Prof. Dr. Mehmet Küçükkurt′a, yaptıkları tavsiyeler ve eleştirilerle çalışmama ışık tutan değerli hocalarım Prof. Dr. Nurettin Güze, Doç. Dr. Ahmet Kalender′e, Yrd. Doç. Dr. Caner Arabaa′ya, Yrd. Doç. Dr. -Zül-fikar Damlapınar′a, Yrd. Doç. Dr. S. Murat Çebi′ye, akademik camiada beni yalnız bırakmayan, her zaman dostluklarını ve ilgilerini gördüğüm sevgili dostlarım Yrd. Doç. Dr. Erdem Taşdemir′e, Yrd. Doç. Dr. Mustafa Ak-dağ′a, Dr. Umur İşık′a, beni bugünlere getiren babam Müslüm Arklan′a, annem Halime Arklan′a, hayatta her zaman bana destek olan, yardım ederek, sabrederek, ilgisini esirgemeyerek aynı desteği bu çalışmamda da bana gösteren sevgili eşim Betili Arklan′a teşekkürü bir borç bilirim. Mart 2009 Dr. Ümit ARKLAN GİRİŞ Kamu yönetiminin kendine has çeşitli amaçları ve özel sektörden farklı bir hizmet anlayışı bulunmaktadır. Kamu yönetimi, çoğu zaman hizmetlerinde kâr gayesi gütmez ve sosyal sorunları ön plana çıkarmak ve çözmek mecburiyetindedir (Duma ve Eren, 2002:55). Çünkü kamu yönetimi halk için vardır. Temel gayesi halka hizmet sunmaktır. Halkın çok farklı nitelikteki yönetsel faaliyet ve işlemlerinde onlarla muhatap olan kamu yönetimi, bu hizmetleri sunarken ise her yerde, her zaman diliminde aynı yapı ve işleyiş düzeni sergileyen bir teşkilat yapısına sahip değildir. Aksine, Kamu Yönetimi Teşkilatı zaman ve yer koşulları, ülkenin sosyal yapısı, Devletin siyasal ve ekonomik koşulları ve olanakları ve görülecek olan hizmetin gerekleri doğrultusunda şekiller alır. Bu nedenle her zaman ve her yer için tek bir Kamu Yönetimi Teşkilatı tipinden bahsedilemeyeceği gibi, bir ülkenin bütün İdare kuruluşlarının aynı şekilde olması da mümkün değildir (Giritli, 1999:3). Ancak burada dikkatle üzerinde durulması ve karıştırılmaması gereken konu şudur; bilhassa bir ülke yapısı içerisinde faaliyet gösteren, aynı sosyo-kültürel ortamdan doğan ve tamamen aynı olmasa da benzer nitelikte bir sosyal etkileşim sürecine sahip yönetenlerin ve yönetilenlerin olduğu bir kamu yönetimi yapısında birbirine benzer ve temel nitelikte çok sayıda gerek yapısal, gerekse zihniyetsel sorunlara rastlamak çok olasıdır. Durum böyle olunca da, aynı devlet yapısının nimetlerinden yararlanan ve külfetlerine de katlanmak zorunda olan kamu kurumları, kendi faaliyet yapıları doğrultusunda halka hizmet sunarken ayrıntılarda farklılaşmakla birlikte söz konusu bu yapının bir ürünü olarak karşımıza çıkmakta, bu sorunları kendi bünyelerinde az ya da çok taşımaktadır. Ülkemiz kamu yönetiminde de durum benzer şekildedir. Osmanlı′dan gelen birçok özelliğini devam ettiren ülkemiz kamu yönetimi, zaman içerisinde bir kısım değişimler yaşamakla birlikte, birçok yönden yapısal ve zihniyetsel açıdan benzerlik gösteren kamu kurumlarına sahiptir. Bu kamu kurumlarının yukarıda bahsedildiği gibi, yine benzer nitelikte ve temel manada yönetsel yapıdan ve yönetsel zihniyetten kaynaklanan sorunları bulunmaktadır. Bu yüzden de, ülkemizde kamu yönetimi vatandaşlarının istek ve beklentilerini karşılamada ve günün gereksinim ve şartlarma yanıt vermede birçok sorunla karşı karşıyadır. Yönetilenlerin yönetim sisteminden memnuniyeti çok düşük seviyelerdedir. Vatandaşların istek ve beklentilerine Türk kamu yönetimi gereği gibi yanıt verememekte (Arslan ve Mahmutoğlu, 2005:84), kamu örgütleri bir türlü sorunlar girdabından kurtulama makta dır (Önder, 1999:327). Bu da, yönetenle yönetilen arasmda zaten var olan uçurumu daha da açmakta, karşılıklı anlayış ve iyi niyete dayalı ilişkiler geliştirilmesini baltalamaktadır. Bu durumdan en fazla etkilenen alanlardan birisi de ülkemiz kamu yönetimindeki halkla ilişkiler uygulaması olmaktadır. "Halkla İlişkiler, kamu kesiminde reklam ve propagandanın dışında kalan, tüm çevreyle ilişkilerin bütünü" (Çamdereli, 2000:17) olduğundan, ülkemiz kamu yönetiminin gerek yönetsel yapıdan, gerekse yönetsel zihniyetten kaynaklanan sorunları ister istemez onun halkla ilişkilerine de yansımakta, halkla ilişkiler uygulamasında da sorunlar yaşanmasını beraberinde getirmektedir. Yaşanan bu sorunlar neticesi kamu kurumlarında yöneten-yönetilen ilişkileri olması gerektiği gibi gerçekleşmekten ziyade, yönetileni çok farklı yönlerden incitici, rahatsız edici bir hal almaktadır. Yönetimin tavır ve davranışlarından, kendini algılamasından ve konumlandırmasından rahatsız olan yönetilen, kamu yönetimine ve gerçekleştirdiği faaliyetlere karşı ilgisiz, beklentisiz, güvensiz ve en önemlisi de önyargılı bir tavır içerisine girmektedir. Kamu yönetimine karşı bu tür tavırlar geliştirmiş bir yönetilenin ise gerçekleştirilen faaliyetlere taraf olmasını, halkla ilişkiler uygulamasının temelini oluşturan güven duygusuna sahip olarak bu faaliyetleri des- teklemesini, desteklemese dahi en azından kendi yararına olduğu yönünde bir kanaat geliştirerek ikna olmasını beklemek ve bunu başarmak halkla ilişkiler için hayli güç olmaktadır. Tüm bu güçlüklerin üstesinden gelebilmek için, yine de halkla ilişkiler çok büyük zorluklarla da karşılaşmak suretiyle yönetimi saydam hale getirmeye çalışarak halk tarafından yönetimin iyi gözle, görülmesini sağlamaya gayret etmekte, bu sayede de halk gözünde yönetimin saygın bir kurumsal kimlik ve imaja sahip olmasını temin ederek yönetimde istikrarı gerçekleştirmeyi ve nihayet yöneten-yönetilen arasında karşılıklı güvene ve iyi niyete dayalı sağlıklı ilişkiler geliştirmeyi kendisine amaç edinmektedir. Ülkemiz kamu yönetimindeki halkla ilişikler uygulaması bu amaçlara ulaşmak ve karşılaştığı sorunların üstesinden gelmek için ise artık çok önemli bir imkana kavuşmuş durumdadır. Bu imkan, bilgi edinme hakkıdır. Kişilerin tüm idari belgeleri arşiv ve kayıtları yerinde inceleye-bilme, belgelerle ilgili bilgi ve açıklama isteyebilme, idari belgelerin kopyalarının kendisine verilmesini isteme ve kişilere kendisiyle ilgili idari belgelerde herhangi bir hata gördüğü taktirde bu hatanın düzeltilmesini talep etme imkanı verilmesini gerektirmekte (Özkan, 2004:39) olan, bu özellikleriyle de, demokratikleşme ve şeffaflaşma yönünde atılmış dev bir adım olarak nitelendirilebilecek bilgi edinme hakkı, sahip olduğu potansiyeller doğrultusunda yönetim karşısında çok da güçlü bir konumda yer almayan yönetileni bulunduğu konumdan çıkararak, yönetime bir muhatap haline getirmekte, ona büyük bir olanak sağlamaktadır. Bu hak sayesinde, ülkemiz kamu yönetiminin gerek yönetsel yapısından, gerekse yönetsel zihniyetinden kaynaklanan sorunlarının çözünme kavuşturulmasında, halkla ilişkiler uygulamasının da karşı karşıya kaldığı sorunların üstesinden gelerek ulaşmak istediği amaçları başarmasında büyük kolaylık yaşayacağı, yönetenlerin ve yönetilenlerin gerekli itinayı göstermeleri halinde, bu hakkın sağlayacağı yararların daha da artacağı görülmektedir. Ancak, bu hakkın sahip olduğu pptansijellerijn harekete geçirilmesi, hak ettiği şekilde uygulanmasına bağlıdır, Yani, bilgi edinme hakkının bilgi talep eden yönetilen ve bu talebi cevaplandıran yönetim tarafından gereklerine uygun şekilde hareket edilmez, yönetilen tarafından ilgisiz ve duyarsız kalınır veya birtakım legal olmayan ya da iyi niyete dayanmayan amaçlar için bu hak kullanılmaya çalışılırsa yahut kamu yönetimi ve burada çalışan kamu görevlileri tarafından kanunun istisnalarına girmediği ve cevap verilmesinde hiçbir yönden mahsur bulunmadığı halde, sırf kendisini halka açmama isteği nedeniyle bilgi edinme talepleri reddedilirse bu hakkın amacına ulaşması, işlevsel bir şekilde yarar sağlaması mümkün olmayacaktır. İşte bu ön kabullerden hareketle çalışmanın problemi, gerçekleştirilen yasal düzenlemeler sonucunda vatandaşa verilen bir hak olduğu gibi aynı zamanda kamu yönetimine yüklenen bir yükümlülük olan bilgi edinme hakkının halk tarafından ne düzeyde bilindiği ve kullanıldığı, bu hak kapsamında gerçekleştirilen başvurulardan nasıl sonuçlar elde edildiği, Türk kamu yönetiminin hem yönetsel yapıdan ve yönetsel zihniyetten kaynaklanan sorunlarına hem de kurum dışına dönük halkla ilişkiler uygulamasında ulaşılmak istenen amaçlara ve karşılaşılan sorunlara bu hakkın ne düzeyde yarar sağlayacağı sorularına cevap aramaktır. Bu doğrultuda, çalışmanın amacı ise, bilgi edinme hakkının bilinirlik ve kullanılırlık düzeyini tespit ederek, bu hakkın ülkemiz kamu yönetiminin gerek yönetsel yapısından ve yönetsel zihniyetinden kaynaklanan sorunlarma, gerekse kurum dışına dönük halkla ilişkiler uygulamasında ulaşılmak istenen amaçlara ve karşı ■ karşıya kalman sorunlara yarar sağlama potansiyelini ortaya koymaktır. Bu amaç çerçevesinde çalışma genelden özele gider bir nitelik taşıyan beş ana bölümden meydana gelmektedir. Türk kamu yönetiminin yapısını, işleyişini ve özgün sorunlarını açıklamaya çalışan birinci bölümde, öncelikle kamu yönetimi kavramsal olarak ele alınmakta, daha sonra geçmişten günümüze Türk kamu yönetiminin yapısı, işleyişi ve sahip olduğu özellikler ortaya konularak, günümüzde yaşanan sorunlara değinilmektedir. Bu sorunlara değinirken sorunlar, yönetsel yapıdan kaynaklanan ve yö- netsel zihniyetten kaynaklanan sorunlar olmak üzere iki ana boyutta ele almmakta, her boyut, açıklayıcı nitelikte dokuz alt başlığa ayrılarak ayrıntılı şekilde incelenmektedir. Türk kamu yönetiminde halkla ilişkiler: ulaşılmak istenen amaçlar ve karşılaşılan sorunlar ismini taşıyan ikinci bölümde, adından da anlaşılacağı üzere, halkla ilişkilerin kavramsal çerçevesi ortaya konulduktan ve ülkemizdeki gelişim süreci açıklandıktan sonra, halkla ilişkiler uygulamasının iki önemli boyutundan biri, halkla ilişkilerin halka dönük yüzü olarak nitelendirebileceğimiz kurum dışı halkla ilişkiler konusuna değinilmektedir. Bu anlamda ülkemiz kamu yönetiminin kurum dışı halkla ilişkiler uygulamasında ulaşılmak istenen amaçlar beş temel başlık altında, karşı karşıya kalman sorunlar ise dokuz temel başlık altmda ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümü bilgi edinme hakkıyla ilgili olup, bu bölümde bilgi edinme hakkı kavramsal olarak açıklanmakta ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, Kanun metnine bağlı kalınarak beş ana bölüm altında ayrıntılı şekilde, Kanun hükümlerine getirilen eleştirilere de yer verilerek incelenmektedir. Bu Kanunu etkin hale getirecek olanların, bu Kanundan yararlanan yönetilenler ve bu Kanun kapsamında bilgi verecek olan yönetim olduğu hesaba katılarak, yalnızca bu Kanunun yazılı içeriğinin farklı yazarlar tarafından yapılan farklı değerlendirmelerle açıklanması yeterli görülmemekte, bilgi edinme hakkının kullanımında yönetimden ve yönetilenlerden kaynaklanabilecek sorunlar da oraya konulmaya çalışılmaktadır. Bilgi edinme hakkının sağlayacağı yararlar üzerinde durulmakta olan dördüncü bölümde, söz konusu yararlar çalışmanın birinci ve ikinci bölümünde ele alman konular doğrultusunda üç boyutta değerlendirilmektedir. Bu anlamda ilk olarak, bilgi edinme hakkının ülkemiz kamu yönetiminin gerek yönetsel yapısından, gerekse yönetsel zihniyetinden kaynaklanan sorunlarına, ikinci olarak ülkemiz kamu yönetiminin kurum dışma dönük halkla ilişkiler uygulamasında karşılaşılan sorunlara ve son olarak da ülkemiz kamu yönetimindeki halkla ilişkiler uygulamasının ulaşmak istediği ku- rüm dışına dönük amaçlarına bilgi edinme hakkının sağlayabileceği yararlar teorik düzeyde açıklanmaya çalışılmaktadır. Çalışmanın beşinci ve son bölümü ise, iki boyutlu bir özellik göstermektedir. Bu bölümde, ilk olarak Konya Valiliği′nden elde edilen 2004, 2005 ve 2006 yıllarına ait yapılan bilgi edinme başvuruları ve alman sonuçlara ilişkin veriler, önce her yıl kendi içerisinde merkezdeki kamu kurumlarına ve ilçelerde bulunan kamu kurumlarına yapılan başvurular ve alınan sonuçlara göre; ikinci olarak, yıllara göre merkezdeki kamu kurumlarına ve ilçelerde bulunan kamu kurumlarına yapılan başvurular ve alınan sonuçlar kendi aralarında; üçüncü olarak, yapılan toplam başvurular ve alınan sonuçlar yıllara göre ve en sonunda da üç yıl boyunca yapılan toplam başvurular alınan sonuçlara göre karşılaştırılmalı olarak incelenmektedir. İncelenen bu verilerin ardından bu bölümde ikinci olarak, 2008 yılı Ocak ayı içerisinde Konya örnekleminde gerçekleştirilen alan araştırmasmdan elde edilen bulgular değerlendirilmektedir. Söz konusu alan araştırmasıyla öncelikle, bilgi edinme hakkının bilinirlik ve kullanılırlık düzeyi; daha sonra, Türk kamu yönetiminin sorunları, kurum dışına dönük halkla ilişkiler amaçları ve karşılaşılan sorunlar ve en sonunda da bilgi edinme hakkının bu sorunlara ve ulaşılmak istenen amaçlara ne düzeyde yarar sağlayabileceği sosyo-demografik özellikler doğrultusunda ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Çalışmanın, esasında Türkiye genelinde gerçekleştirilen kapsayıcı nitelikteki bir alan araştırmasından elde edilen bulgular doğrultusunda gerek bölgesel düzeyde, gerekse şehirsel anlamda karşılaştırmalı olarak yapılan incelenmeleri içermesi, sonuçların Türkiye ölçeğinde genellenebilmesi ve bilgi edinme hakkının ülkemizdeki mevcut durumunun tam olarak ortaya konulması kuşkusuz daha iyi olurdu. Ancak, gerek zaman kısıtlaması, gerekse yeterli bütçeye sahip olunamaması gibi nedenlerden ötürü çalışma mikro düzeyde gerçekleştirilmiş ve Konya ile sınırlı tutulmuştur. 1982 yılında Çorum′un Alaca ilçesinde doğdu. 2002 yılında Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümünü bitirdi. Aynı yıl, mezun olduğu bölümde Araştırma Görevlisi olarak göreve başladı. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Halkla İlişkiler ve Tanıtım Anabilim Dalı Halkla İlişkiler Bilim Dalında 2004 yılında yüksek lisansını ve 2008 yılında doktorasını tamamladı. Halen Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümünde Dr. Araştırma Görevlisi olarak görev yapmaktadır. Başlıca çalışma alanları halkla ilişkiler, siyasal iletişim ve araştırma yöntemleri olan yazarın bu alanlarda çeşitti makale ve bildirileri bulunmaktadır. Dr. ÜmitARKLAN