Vedat Kitapçılık
Kargo Gönderim Saatleri;
Hafta İçi Saat 16:00 'ya kadar
Cumartesi Saat 11:00 'e kadar
Kartlarına Taksit
Seçeneklerimiz Vardır!
Banka Hesap Bilgilerimiz
Destek
HATTI
0212
240 12 54
240 12 58
Favori
Listenizde
Ürün Yok!
Sepetinizde
Ürün Yok!
Yeni Çıkan Yayınlar:      Kasım (81)      Ekim (223)      Eylül (284)      Ağustos (63)

Modernleşme Bağlamında Üç Din Üç Hukuk

Modernleşme Bağlamında Üç Din Üç Hukuk



Sayfa Sayısı
:  
256
Kitap Ölçüleri
:  
16x23 cm
Basım Yılı
:  
2013
ISBN NO
:  
978-605-4576-06-7

0,00 TL

Bu ürün şu anda stoklarımızda yok!
Yazarın diğer ürünlerine gözatmanızı tavsiye ederiz...











ÖNSÖZ Yargıçlar, savcılar arasında hukuk felsefesi, hukuk sosyolojisi, hukuk tarihi ko¬nularına ilgi duyanlar sanırım çok küçük bir grubu oluşturmaktadır. Sadece onlar mı? Hukuk fakültelerinin öğretim kadrosu açısından da hukukun kültür yanı ihmal edilmektedir. Hatta bazılarına göre "hukuk, felsefe ile sulandırılmamalıdır". Neyse ki "kültürsüz" damgasını yememek için galiba, son dönemlerde bize "müsamaha" gösterilmeye başlandı. Ülkemiz bir hukuk kargaşası içerisindedir. Yargıda siyasallaşma, kamplaşma eğilimlerinden söz ediliyor. Üst yargı kurumlarının ileri gelenlerinin siyasal demeç¬lerine sıklıkla tanık oluyoruz. Oysa yargı siyaset üstü bir konumla bağımsız ve tarafsız olmalıdır. Siyasetin acımasız, haşin yapısını yargının gemlemesi gerekir. Yargının tarafsızlık bilincine ulaşabilmesinin tek yolu, hukukun kültür yanına önem verilmesiyle olanaklıdır. Bugünün hukukçusu pozitivist bir mantık ve para¬digmayla dar kalıplara sarılıp, lâfzî yorumlar içerisinde sıkışmaktadır. Hukukun nihai amacı olan adalete, evrensel hukuk ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere uy¬gun, genişletici, sosyolojik yorumlar yapmaktan çekinmektedir. Oysa Anayasamı¬zın 90. maddesi bu bağlamda onu yetkili kılıyor, insan haklarına ilişkin konularda, iç hukukla çelişki varsa yargıç uluslararası antlaşmalara uygun yorumlar yapabilir. Kaç kişi bu düzenlemeyi biliyor, bilse de uyguluyor? Uygularsa kararı Yargıtay′dan, üst yargı mercilerinden dönebilir, sicili bozulur. Evrensel boyutta yorum yapabilmek için felsefe bilmek, sosyoloji okumak, tarihin derinliklerine inmek, kitle psikolojisinden anlamak gerekir. Evet, ülkemiz hukuk eğitiminde de bu konulara pek yer verilmiyor, istisna olarak, özellikle Vakıf Üniversitelerinde "hukuk ve edebiyat","psikoloji ve hukuk" gibi seçimlik dersler yer almakta. Yargı alanında son yıllarda çok önemli bazı atılımlar görüyoruz. Anayasa Mah¬kemesi, her yıl 24-26 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirdiği geleneksel Anayasa Yargısı toplantısına, 2011 yılında hukuk felsefesinin yaşayan dev ismi Ronald DVVORKİN′i ana konuşmacı olarak davet etmiş bulunuyor. Devletimizin en üst yargı organı olayın öneminin farkında. Darısı diğerlerinin başına. İnancımız o dur ki, Türk Yargısı ve Türk hukuk eğitimi sistemi, hukukun kültür yanını ön plana çıkarırsa sorumluluk bilincinin saikasına ulaşır. Dosyalar birikmez, kararların hakkaniyet boyutu kamu vicdanını tatmin eder, hepimiz meşru ve adil hukuk devletinin mutluluğunu doya doya yaşarız. Ülkemizdeki hukuk düzeni de böylelikle dünyaya örnek olur. Hukuk kültürünün bilincinden öte, bu bağlamda çalışmalar yapan, yapıtlara imza atan yargıç ve savcıların adedinin iki elin parmaklarının sayısı kadar ol¬duğunu sanmıyorum. Sayın Cengiz Otacı, işte bu istisnalardan biridir. Yıllardan beri eserler vermekte, makaleler yayınlamakta, bu alandaki bilimsel toplantılara katılmakta, kitap çıkartmaktadır. Son eseri "Modernleşme Bağlamında Üç Din Üç Hukuk", hukuk kültürünün en yetkin örneklerinden biridir. Modernleşme bir süreçtir. Hukukun birey eksenli olmaya yönelmesinde bu sürecin katkısı önem taşımaktadır. Akıl Çağı ve Aydınlanma Çağı sürecinde bireyin "su üstüne çıkması", ön planda yer almaya başlaması, insanın özgürlüğü arayış serüveninin görkemli aşamalarıdır. Modernleşmeyle egemenlik kavramı gökyü¬zünden yeryüzüne inmiş, hukuk insan eseri olmuştur. Göksel devlet egemenliği karşısında akıl galip gelmiştir. Ne var ki galibiyet sarhoşluğu, aklı aymazlığa da sürüklemiş ve köklerini inkâra kadar götürmüştür. Hukuk sanki sadece modern çağların ürünüdür ve hukukun oluşturulmasında aklın kullanılması sadece modern çağa hastır. Tarihin diğer dö¬nemlerinde dünyanın başka yerinde hukuk sistemleri oluşturulmamış gibi davranıp onların yok sayılmalarının kabul edilebilir bir anlamı var mıdır? Hukukun, dünya halklarına örnek olacak şekilde ve sadece kıta Avrupasında meydana geldiği, onun da kökeninin laik Roma Hukuku olduğu bir önyargı değil midir? Modernistle-re göre Roma Hukuku laik kökenli olup, insan aklının eseridir. Oysa Roma Huku¬kunun bir "rahip hukuku" olduğunu unutulmuştur. Roma′da hukuku uygulayanlar rahiplerdi. Hukukta irade yerine gizemli biçimlerin öne çıkmasının mantığında hu¬kuki eylem ve işlemin tanrısal iradeye uygunluğu yatmaktaydı. Rahiplerin efsunlu sözlerle akti kutsaması gerekirdi. İrade ne olursa olsun, biçime aykırılık yokluk ya da butlan sebebiydi. Biçim hukukun özüydü. Zaman zaman laikleşmiş gibi görünen dönemlerden geçse de Hristiyanlıkla birlikte bu kez Roma ve Bizans′ta patrikler pagan rahiplerin yerini aldı. Pagan kökenli Roma Hukuku Hıristiyanlaşma sürecine girerken, imparator "dinen caizdir" fetvasını patrikten almaktaydı. Hukuk tarih boyunca dinden ya da gelenekten beslenmiş, kökeninde "kutsal" hep var olagelmiştir. Bu demek değildir ki, dinden ya da gelenekten beslenen hukuk tümüyle göksel iktidarın iradesidir ve tümüyle kutsaldır. Kutsal metinler, hukuki konuların çok az bir kısmını doğrudan düzenlerken pek çok konuda insa¬na ve aklına hukuki metinler, kurumlar ve kuramlar oluşturmaları açısından yetki vermektedir. Yöneticilerin, göksel iradeyi kendi siyasal çıkarlarına alet ederek din-hukuk ikilemi içerisinde kendilerine meşruiyet zemini oluşturmaları, hiç kuşkusuz kendileri ile birlikte hukukunda reddi için geçerli bir neden olmuştur. Kisve ne olursa olsun, hukukun oluşum sürecinde inancın ve inançla şekillenmiş bireysel/ toplumsal değerlerin katkı boyutunun önemini görmezlikten gelemeyiz. Kaldı ki saf laik hukuk sistemlerinde bile hukukun amacı olan adalet ve ahlâk kavramını, değer olgusunu aşkın boyuta bağlayabiliriz. O boyut, ahlâk ve adaletin gerekliliğini buyurabilir fakat bize karışmaz. O, özgür irade bahşederek sadece güncelleşme göreviyle bizleri yükümlü kılabilir. Özgürüz çünkü ahlâk, adalet ve estetik değerle¬re bağlı bir sorumluluğun öznesiyiz. Hukuk dinsel kökenli olarak tarih sahnesine girmiştir. Bilinen en eski kanunlaş¬tırma hareketleri olan Mezapotamya Ur-Nammu (M.Ö.2110-2094), Hammurrabi (M,Ö.l 175) kanunlarında dinsel referanslar vardır. Göksel irade Güneş Tanrı-Sa-maş yerin göğün mutlak hâkimi ve yargıcıdır. Hukuk yüce güçten, Tanrı′dan gelir. Hitit Kanunları da benzer bir yaklaşımı sergilemektedir. Antik Yunan Solon Kanun¬larında meşruiyet zemini filzofları ahlâk ve adalet anlayışıyla, sosyo-ekonomik ve¬rilere dayandırılmıştır. Ancak adalet kavramı öz ve esas olarak göksel boyuttadır. Filozoflar aşkın (müteal, transandan) adalet ve ahlâk idesinin sadece yorumunu yapmaktadırlar. Kuşku yok ki Solon′la birlikte sekülarizasyondan söz edebiliriz. Bu tür bir baş¬langıç hukukun gerçek kökleri olan adalet ve sosyo-ekonomik ilişkilerin önemini ortaya çıkarmaktadır. Nitekim Aristoteles′in hukuk ve siyaset açıklamalarında hem sosyal ilişkiler hem de adalet değeri her zaman için gündemdedir. Herkes farkındaydı ki, hukuk insan ilişkilerinin ürününüydü, ama meşruiyet için göksel irade gerekmekteydi. Göksel irade irrasyoneldir, gerçek dışıdır, çıkarlara alet olmuştur ama hukukun da içindedir. Dışlamak olanaksızdır. Aslında "göksel hukuk düzenlemeleri" hukuk haline dönüşen, sosyo-ekonomik koşullara bağlı oluşan gelenekleri formüle etmekte, o inanç boyutunun adalet anlayışını vurgulamakta ve de arkasından yaptırıma bağlamaktaydı. Böylece ne¬silden nesile hukuk aktarılmakta ve günümüze kadar gelmekteydi. Sayın Cengiz Otacı, kanımızca "olurken oluşan bu sürecin" mantık ve yapısını gözler önüne sermektedir. Tüm dinler birbirini etkilemiştir; bu etkileşim bugünkü laik, modern hukuk sisteminin kökenini oluşturmuştur. Hukuk rasyonel bir yapıyı yansıtabilir, ama laiklik kaygısıyla irrasyonel mahiyetteki inanç boyutunun, oluşan rasyonel yapı üzerindeki etkisini görmezlikten gelemeyiz. Modern laik hukuk, yüzyılların birikimi ve mirası olan dinsel/geleneksel hukukla bağlarını kopartırken, hukukun kaynağının ne olduğu sorusuna "yöntem farklılığı" açısından yaklaşmıştır. Hukuk, yeni bir "dünyakurma" çabasının en meşru aracı kabul edilerek, başta bireyin tanımı olmak üzere devlet, egemenlik gibi kavramlar, siyaset ve ekonomi gibi insani ilişkiler yeniden kurgulanmış, denetlenebilir, ön¬görülebilir, aksayan yönleri değiştirilebilir bir yaşam formu elde etmenin kapıları aralanmıştır. Zamana ve değişime vurgu yapan modern düşünce, zamanı aşan ve kısmen değişebilen dinsel/geleneksel hukuk sistemini, kurmak istediği yeni-dünya tasarımı ile bağdaşmaz kabul etmiştir. Antik Yunan düşünürlerinden beri insanlığı meşgul eden "değişim ve süreklilik" ya da "değişimle birlikte sürekliliğin" mümkünlüğü, modern düşüncenin değişimden yana tavır alması ile son bulmuşa benziyor. Modern anlayışa göre insan aklı ve ihtiyaçları karşısında değiştirilemez şeyler olduğunu savunmak mümkün değildir. Dinsel/geleneksel düşünce ise de¬ğiştirilemeyen çekirdek unsurların kontrollü şekilde "değişim ve sürekliliği", "de¬ğişimle birlikte sürekliliği" sağladığını kabul etmektedir. Her iki hukuk sistemi de kendi anlayışın ürünüdür. Hangisinin haklı olduğu tarih, siyaset, felsefe ve psikoloji bilimleri açısından yeterince irdelenmemiştir. Hukuktaki tüm kurumlar, adalet anlayışı, biçime ilişkin düzenlemeler tarihsel sürecin ürünüdür. O süreçte "şeriat" önemli roller üstlenmiştir. Yahudi Şeriatı, Hı¬ristiyan Şeriatı ya da islam Şeriatı, hepsi modern hukuk sistemlerini etkilemiş, son yüzyıllarda da etkilenmiştir. Üç dinin şeriatı birbirlerini de etki altında bırakmıştır, imam Şafi′nin Roma Hukukuna vakıf olduğu söylenir. Roma Hukukunun uzun yıllar etkisi altında kalmış bir coğrafyada yaşayan bir aydının, bir fakihin başka türlü olacağını söyleyemeyiz. "Laikiz, laik kalacağız" diye ya da "haşa bir müslüman alim, elin gâvurunun etkisinde kalamaz" mantığıyla bilimsel, tarihsel verilere sırt çeviremeyiz. Sayın Cengiz Otacı, köklerini savsaklayan modernleşmenin unuttuklarını bize anımsatıyor. Dinlerin hukuk anlayışını, modern düşünceyle çatışma alanlarını gös¬tererek her iki sistemin parametrelerini sunuyor. Modernleşmenin, din kaynaklı hu¬kuku sistem dışına çıkarmasının gerekçelerini tartışıyor. Hukukun neden laikleştiği konusunu incelediği "Hukukun Laikleşme Serüveni" adındaki çalışmasının devamı niteliğindeki bu kitap, bir yönüyle din kaynaklı hukuk sistemlerinin laikleşmeye etkisini diğer yönüyle de modernleşmenin yeni bir dünya kurma sürecinde hukuku laikleştirmesinin haklılık derecesini ele alıyor. Değerli bilim insanı, yargıç, hukukçu Cengiz Otacı, her türlü önyargı ve koşul¬lanmalardan uzak bir hukuk tarihi, hukuk felsefesi yapıtını okuyuculara sunmakta¬dır. Tüm bu etkileşimi gözler önüne seren yazarın değerli yapıtını tüm aydınların, özellikle aydın hukukçuların okuması gerekir. Kendisini candan kutluyorum. Prof. Dr. Niyazi Öktem Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi SUNUŞ Yüzyılların bilgi ve hikmeti, inanç, gelenek ve tecrübeyle şekillenmiş yaşam şekli, son iki yüzyılda başlayan modernleşme hareketleri ile sarsıntıya uğradı. Modernizm, bireyden devlete, toplumdan kültüre her şeyi baştan aşağıya yeni¬den tanımladı. Sanki sihirli bir el değmiş gibi yeni bilim dalları, yeni tanımlar, yeni kavramlar, yeni kurumlar, yeni bir bakış açısı ve yeni yöntemler sayesinde eski, yerini yeniye bıraktı. Aydınlanmadan sonra bilim, dünyaya ve insana dair her şeyi yeniden tasarladı. Düne göre farklı olan tasarım "Modern" adını alarak, pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi. "Modern" olan, insanlığın ezberini bozdu. Din ve geleneklerin insana dair proje ve planları, insanın din ve geleneklere dair projeleri ile yer değiştirdi. Modern olan geleneksel karşısında galip geldi. Modern tasarım ile geleneksel projelerin yer değiştirmesinde hukuk, baş aktör olarak her zaman önemini korudu. Hukuk; insana, yönetime, üretime, bilgiye ya da gündelik yaşama dair gerçekliği, tasarımı, inşayı korumanın, muhafaza etmenin, sonraki nesillere aktarmanın en masum ve ikna edici meşru aracıydı. Dinler, hukuku, her iki dünya¬da insanın huzur ve saadeti için ilâhi iradeyi anlama ve yaşatmanın ana unsurların¬dan biri olarak görmenin yanında, kendi inanç sistemlerini korumanın aracı olarak da kabul ederken, modern zamanlarda hukuk, tüm unsurlarıyla modernizmi ayrıca dünyada bireyin ya da toplulukların zihinsel/fiziksel bütünlüğünü, özgürlüğünü, her ne olursa olsun inancını, yaşam tarzını korumanın aracı oldu. Biri hem bu dünyayı hem diğer dünyayı, diğeri ise sadece bu dünyayı ilgi sahası olarak kabul etti.. Din de modern olan da son tahlilde insanın mutlu olmasını hedefliyordu. Baş¬ta referans kaynakları olmak üzere kullanılan yöntem, dünyaya ve insana dair bakış açısındaki farklılık, modern tasarım ile din ve geleneğin bütün unsurlarının yan yana yaşamasını mümkün kılmıyordu. Çünkü modern olan, dine ve geleneğe alternatif olarak çıkmıştı. Bu nedenle bazı araştırmacılar, modernliğin özgün bir tasarım olmadığı, dini ve geleneği taklit ettiği, aynı temaları farklı yöntemlerle işle¬diği kanısındadır. Sözgelimi Supiot′a göre dünyevileşmiş hukuk düzeninde devlet, kilisenin yerini almıştır. Devlet, bireyleri temsil eden dönüşmüş bir kilisedir Modernlik, özgün bir tasarım olsun ya da olmasın, tekonolojik gelişmelerin de yardımı ile tarihte eşi benzeri görülmemiş bir başarıya imza atarak, insanı, toplu¬mu, bilgiyi, ekonomiyi, yönetim anlayışını dönüştürmüş, geçmişe nazaran ters-yüz ederek, tanrı sitesine karşı bağımsızlığını ilan etmiştir. Tanrı sitesinden kopan modernin yaşama şansı, şüphesiz ki insanlığın kabu¬lüne bağlıydı. Yeryüzünün bir kesiminden başlayan bu hareketin, lokal seviye¬de kalmadan bütün dünyada kabul görmesi, insanlığın modern olana teveccühü hakkında fikir vermektedir. Gerçekten de modernizm, dini, cinsiyeti, etnik yapısı ne olursa olsun, yaşadığı coğrafyaya bakmaksızın, alışkanlıkları, yaşam şekilleri, zevkleri, bakış açıları türdeş olan bir nesil yetiştirmeyi başardı, insanlığın bu tevec¬cühü, bazılarına göre modernizmin başarısı sayılsa da, bazıları aksi kanaattedir. Bu kanaate göre modernizmin emsalsiz başarısı, dönüştürücü gücünün etkisi karşılıklı rıza ilişkisine dayanmaktan çok, zorlamacı, dayatmacı, manipülasyoncu, tekelci ve istirmarcı yapısından kaynaklanmaktadır. Modernizmin her şeyi sil baştan tasarlaması, din ve geleneğin de kendini sor¬gulamasına neden oldu. Hukuki açıdan islam ülkelerinde uygulanan islam Hukuku¬nun ve İsrail′deki Yahudi hukukunun bahsedilen sorgulamadan ne kadar etkilendiği ayrı bir çalışma konusu olmakla birlikte, ülkemizde İslam hukuku araştırmalarının, modern hukuktan etkilendiği çok açıktır. Modern hukukun yazılı, açık, eşitlikçi, insani değerleri ön plana çıkaran, insan onur ve haysiyetini korumayı ilke edinen adalet anlayışı, din kaynaklı hukuka da önemli veri teşkil etmiş, bu meyanda söz gelimi islam ceza hukukunun bir kısım ceza hükümleri bazı yazarlarca reddedilmiş bazılarınca farklı yorumlara tabi tu¬tulmuştur. Dinin ve geleneğin, kendini "zaman" karşısında revize ettiği iddiası, uzun yüzyıllar askıda duran, -yine hukuki boyutuyla- "içtihat" fikrinin modern hukuk karşısında canlanmasına neden olmuştur. Modernizmin, yeryüzüne yayılma yöntemleri bir yana, varlığını ve bekasını de¬vam ettirecek, koruyacak en önemli argümanı, şüphesiz ki her toplum ve kültürde uygulanma kabiliyeti olan soyul/yazılı kurallara sahip olmasıdır. Hazır giyim sek¬törünün, beden ölçülerini kategorize ederek önceden tasarladığı elbiseler gibi modernizm de, önceden kategorize ettiği her topluma uyacak formüller geliştir¬miştir. Genel, esnek, yazılı, açık, değiştirilebilir, öngörülebilir, ilişkileri çerçevele¬yecek kabiliyete sahip hukuk kuralları bu cümledendir. Modern site, tanrı sitesi karşısındaki bağımsızlığını, kendi hukuk kurallarını koyarak gerçekleştirmiştir. Ya¬zılı hukuk kurallarının modernizm için daha önemli yanı, sinir sistemi gibi bütün modern unsurlar arasında bağlantıyı sağlaması, en büyüğünden en küçüğüne ka¬dar her kurumu sisteme dâhil etmesi, hiçbir şeyi dışarıda bırakmaması, dışarıda kalması muhtemel unsurların ise idari yöntemler ya da yorum kuralları ile sistemin içinde olduğunun kabul dâhil edilmesidir. Modernleşme, yapısal düzenlemesini kurgularken hukuk üzerinden hareket etmeyi bu nedenle tercih etmiştir. Referans kaynağı olarak din ya da gelenek gibi yerel unsurları kullanmayıp, farklı toplumlar ve kültürlere hitap etmeyi mümkün kılan ortak bir insanlık dili seçmesi, kabulünü kolaylaştırmıştır. Bu anlamda modernizm, insanlık tarihinin gördüğü göreceği en büyük merkezileştirme, tek tipleştirme ve benzeştirme hareketidir. Hukukun, modernleşmenin alt yapısı olarak kabul edilmesi için özel bir anlam yüklediği "zaman" karşısında, değiştirilebilir, kontrol edilebilir, yeniden hazırlana¬bilir, düzeltilebilir, sonuçları ve etkileri tahmin edilebilir bir değişken olması gere¬kiyordu. Modernleşmenin alternatifi olduğu din ve geleneklerde hukuk anlayışı, modern tasarıma aykırı olarak oluşumu, kontrolü ve değişkenlik unsuru açısından kullanılabilir malzemeler içermiyordu. Bu nedenle modernizm, evvela hukuk anla¬yışında devrim yarattı. Modern olabilmenin hukuki yönü, hukukun metafizik kaynaklardan arınması, gü¬nün ihtiyaçlarına göre akıldan beslenmesi ve insan eliyle yapılmış olmasıyla ifade edilmektedir. Daha önceki çalışmamızda2 hukukun, dini/geleneksel unsurlardan ayrılması ile laikleşme serüveni, dinlerin ve geleneğin teklif ettiği hukukun, mo¬dernleşmeyle uyum sağlamayan unsurların neler olduğunu sorusunu içermiyordu. Din kaynaklı hukuk sistemleri, Avrupa merkezli hareket sonucu terk edilmiş, yeri¬ne lâik hukuk kabul edilmişti. Bu çalışma, dinlerin genel anlamda hukuk anlayışına eğilerek modernizm-le çatışma noktalarına işaretle, modernleşmenin dini ve geleneği kabul ederken neden din kaynaklı hukuk sistemlerini dışladığı sorusuna cevap arama amacıyla yapılmıştır. Çalışmamı okuma ve görüşlerini bildirme nezaketi gösterenlerin ortak eleştirisi, dinlerin aynı başlıklar altında ele alınmayarak farklı açılardan tanıtılmış olmalarıdır. Bu eleştirinin doğruluğuna katılmakla birlikte, üç dinin hukuk anlayışının birbirinden farklı değerlendirilmesinin nedeni şudur; Yahudilik, Hıristiyanlık ve islam, her ne kadar semavi dinler olsa da hukuku oluşturma, yorumlama anlayışları, gündelik yaşamla, insani kurumlarla din bağlamında hukuku ilişkilendirme çabaları birbirle¬rinden farklıdır. Bunun yanında Tevrata dayanan Yahudi hukuku ülkemizde bilinme¬mekte, buna karşın islam hukukuna ait çok sayıda kaynağa kolayca erişme imkânı bulunmaktadır. Hırsitiyanlığın ise bu iki dine kıyasla vahyi hukukunun olmaması, her dinin hukukunun kendi perfpektifinden değerlendirilmesini gerekli kılmıştır. Çalışmada her dinin hukuk anlayışı ve tarihine, kendine özgü gelişimi, kurum¬ları, yapılanması ve özellikle modernizmle çatışma/uyuşma noktaları dikkate alı¬narak farklı bir yaklaşım sergilenmiştir. Yahudi hukuku ülkemizde daha az bilindiği için tarihi, temel kaynakları ve Tevrat esas alınarak hukuki konular üzerinde du¬rulmuştur. Yahudi hukuku, yüzyıllar içinde gelişen ve uygulanan bir hukuk sistemi olduğundan ayrıntılarına girilmemiş, kısa bir tanıtımın ardından ana konulardaki temel görüşlerine değinilmiştir. Yahudi hukuku, Yahudi tarihi ve yazılı/sözlü gele¬nekleri ile anlamlıdır. Asırların birikimi ve sivil yorum geleneği ile dinamik bir yapısı vardır. Yahudi hukuku, islam hukuku ile benzer özelliklere sahiptir. Sivildir, yazılı/ sözlü temel kaynaklara dayanır, insani yorumlar önemli bir yekûn teşkil eder ve her konuda görüş üretmeye uygundur. İslam hukuku, gerek kaynaklarının yazıya geçirilmesi gerekse mezheplerin ortaya çıkışı ile erken zamanlardan itibaren ku¬rumsallaşmaya başlamıştır. Güçlü hukukçuları, önemli eserleri ile islam hukuku, ayrıntılara giren, teoriği ve pratiği olan, yaşayan bir hukuktur. Hıristiyanlık, Yeni Ahit′in (İncil) Eski Ahit′ten (Tevrat) ayrılması aşamasında, Tevrat′la hukuki bağlarını koparttığı için, hukuk anlayışı diğer dinlerdeki gibi kutsal metinlere ya da bildiğimiz anlamda vahye dayanmaz. Bu nedenle Hıristiyanlığın hukuk anlayışı, teolojisi gibi daha ziyade felsefi/dünyevidir ve üzerinde yaşadığı coğrafyanın geleneksel hukuk yapısını yansıtır. Bu nedenle Hıristiyanlık kısmında dini hukukun aslında dini değil insani olduğuna vurgu yapılmıştır. Hıristiyanlığın hukuk anlayışındaki dini unsurların zayıf oluşu ile laiklik/modernizm arasında ciddi bir bağlantı vardır. Bu nedenle Hıristiyanlığın Yahudilikten ayrılma sürecinde kutsal yasa ile olan bağlarını koparması üzerinde ayrıntılı şekilde durulmuştur. İslam hukukuna gelince; Ülkemizde, islam hukukuna dair yazılmış çok sayıda eser vardır. Bu eserlerden herhangi birini edinerek onu anlamaya ve tanımaya çalışmak mümkündür. Bu nedenle çalışmamızın İslam hukuku ile ilgili kısmında, kısa bir tarihten sonra, bu hukukun ana özelliklerinin, modernizmin hukuk tasarımı ile çatışan yönleri ön plana çıkartılarak yapısal sorunlarına dikkat çekmenin daha uygun olacağını düşündük. Bu nedenle İslam Hukuku kısmının yazımında, diğer din hukuklarının sistematiğinden ayrıldık. Çalışmanın sonunda ise modernizmin dünya tasarımında din ve din kaynaklı hukukların reddediliş nedeni, din kaynaklı hukukların lâiklikle ilişkisi üzerine düşün¬celerimize yer verdik. Bu çalışma şüphesiz ki din kaynaklı hukuklar ile moderniz¬min hukuk anlayışı ekseninde yaşanan ilişkiyi açığa çıkarmayı, bu yönüyle hukukun laikleşme serüveninin farklı bir boyutunu ortaya koymayı amaçlamaktadır Çalışmama düşünce ve eleştirileriyle, sağladıkları kaynaklarla, düzeltmeleriyle katkıda bulunan tüm dostlarıma, hocalarıma ve basımı gerçekleştiren Adem Kütük Beyefendiye, Anayasa Mahkemesi Raportörü Sayın Hasan Mutlu Altun′a özellikle hukuk ve düşün dünyasında özgürlüğü simgeleyen iki büyüğüm hocam, tanışmak¬la şeref duyduğum iki isme Sayın Prof. Dr. Sami Selçuk ve Sayın Prof. Dr. Niyazi Ökten′e şükran borçluyum. Cengiz OTACI Keçiören/Ankara 2013 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ 9 SUNUŞ 13 KISALTMALAR 17 YAHUDİLİK ve HUKUK I - GİRİŞ ve YAHUDİLİĞİN KISA TARİHÇESİ 21 1) İbrahim Peygamberden Musa Peygambere Kadar (M.Ö 2000- M.Ö 1300-1400) 22 2) Musa Peygamber (M.Ö 1300-1400) 24 3) Musa Peygamberden Süleyman Mabedinin ikinci Yıkılışına (II. Bet Amikdaş) Kadar (M.Ö 1300- M.S 70) 25 A) Hâkimler devri (M.Ö 1200- M.Ö 1020) 25 B) Krallar Devri 25 C) Parçalanma Dönemi 26 II - YAHUDİ HUKUKUNA AİT KAYNAKLAR 29 1) TANAH (TEVRAT, AHD-İ ATİK=ESKİ AHİT) 29 A) TORA 29 B) NEVİİM 33 OKETUVİM 34 2)MİŞNA 35 3)GEMARA 37 4)TALMUD 38 5) TOSEFTA ve MİDRAŞ 40 6) KABALA 41 7) DİĞER KAYNAKLAR 42 III - YAHUDİ HUKUKU (ALAHA=HALAKHA) 42 1) Yahudi Hukukun Çivi Yazısı Hukuku (Sümer-Babil, Asur Hukuku) ile ilişkisi 45 2) Musa Peygamberin Levhaları ya da On Emir (Çıkış 20/12-7 Tesniye 5/16) 49 3) Medeni Hukuk, Borçlar Hukuku, icra Hukuku 50 A) Aile Hukuku 50 a) Çok Eşlilik 50 b) Evlenme, Nişan 51 c) Boşanma 52 d) Diğer Hukuki Konular 53 B) Miras Hukuku 53 C) Hayvanların Hareketlerinden Kaynaklanan Sorumluluk ve Tazminat Sorumluluğu 53 D) Emanet, Ödünç ve Faiz 54 a) Emanet 54 b) Ödünç, Faiz 55 E) Buluntu Eşya 55 G) Rehin 55 H) Gayrimenkul Hukuku 55 4) Ceza Hukuku 56 A) insan Öldürme 56 a) Kasten insan Öldürme 57 b) Taksirle insan Öldürme 57 c) Faili Belli Olmayan Adam Öldürme 58 d) Çocuk Düşürme 58 e) Hukuka Uygunluk Nedeni 58 B) Yaralama 58 a) Başkasını Yaralama 58 b) Kendini Yaralama 59 C) Hırsızlık 59 D) Cinsel Suçlar 59 a) Zina -. 59 b) Tecavüz 60 c) Rıza ile Cinsel İlişki 61 d) Hayvanla ve Erkekle Cinsel İlişki 61 e) Yakın akraba ile Cinsel İlişki (Ensest) 61 f) Fuhuş 62 E) Rüşvet 62 5) Usûl kuralları 62 A) Yargılamanın Temel İlkeleri 62 B) Şahitlik 63 C) Mahkeme Teşkilatı 64 6) Vergi Hukuku 66 7) Savaş Hukuku 66 8) Köle Hukuku 67 9) Yahudi Hukukuna Göre Cezalar ve infaz Şekli 67 A) Taşlama (Recm) ve idam 68 B) Yakma 68 C) Sürgün 69 D) Kırbaçlama 69 E) Kısas 69 F) Hapis 69 G) Para Cezalan ve Maddi Tazminat 69 H) Mal Müsaderesi 70 DHerem 70 IV - YAHUDİ HUKUKUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ 70 HIRİSTİYANLIK ve HUKUK I - HIRİSTİYANLIĞIN KISA TARİHİ VE YAHUDİLİKLE İLİŞKİSİ 77 II - KURULUŞ YILLARINDA HIRİSTİYANLIĞIN HUKUK ANLAYIŞI 80 III - PAVLUS İLE YENİ BİR İNANCA DOĞRU; HIRİSTİYANLIĞIN YAHUDİ HUKUKUNU REDDETMESİ 85 IV - HIRİSTİYAN DİN ADAMLARININ HUKUK ANLAYIŞI 92 1) Hıristiyanlık Öncesi Hukuk Anlayışı ve Tabii Hukuk 94 2) Hıristiyanlaşmış Tabii Hukuk 99 V - KİLİSE ve HUKUK 105 VI- HIRİSTİYAN HUKUKUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ 106 İSLÂM ve HUKUK I- FIKIH MI? İSLÂM HUKUKU MU? 115 II- İSLÂM HUKUKUNUN DOĞUŞU ve GELİŞİMİ 125 III- GENEL ÖZELLİKLERİYLE İSLÂM HUKUKU 131 1- Kaynağının ilâhi Olması 133 2-Ahlâk ve Örf-Âdet Hukukuyla iç içe Olması 138 3- içtihada Dayanması ve Sivil Nitelikli Olması 142 IV- ÖRFİ HUKUK ve LÂİKLİK 147 V- İSLÂM HUKUKUNUN GÜNÜMÜZ SORUNLARI 154 1- İslâm Hukukuyla İlgilenen Araştırmacıların Yükümlülüğü: Eleştirel Bir Yaklaşım 154 A) Mukayesede Dikkat Yükümlülüğü 157 B) Telifte Dikkat Yükümlülüğü 157 C) Tercümede Dikkat Yükümlülüğü 161 2- Kanunlaştırılmam^ Olması 161 A) İslam Hukuku ve Kanunlaştırma 161 B) İslam Hukukunun Kanunlaştırılmam^ Olmasının Ülkemizdeki Araştırmalara Etkisi 164 3-Yeni Bir Usûle Duyulan İhtiyaç 167 4- Sosyolojik/Felsefi Tahlilinin Yapılmamış Olması 169 5- Genel Kuralların Konulmamış Olması 172 VI - İSLAM HUKUKUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ 173 DİNLERİN BİRBİRİNE BAKIŞI, HUKUKTA ARDILLIK VE ETKİLEŞİM I - GENEL OLARAK DİNLERİN BİRBİRİNE BAKIŞI 177 II - DİNLERİN ve DİN KAYNAKLI HUKUKLARIN ARDILLIĞI 180 DİNLER ve MODERN DURUM I-GİRİŞ 187 II - MODERNİZM SÜRECİNDE DİNİN YERİ ve DİN-HUKUK İLİŞKİSİ 195 III - MODERNİZMİN YENİDÜNYA TASARIMI, HUKUK ve DİN KAYNAKLI HUKUKLAR 206 1) Modern Hukuk ve Birey 212 2) Modern Hukuk ve Yönetim 220 3) Modern Hukuk ve Üretim 225 IV - DİN ve LAİKLİK 232 SONUÇ 241 BİBLİYOGRAFYA 248 ANSİKLOPEDİLER 256 KUTSALKİTAPLAR 256