Vedat Kitapçılık
Kargo Gönderim Saatleri;
Hafta İçi Saat 16:00 'ya kadar
Cumartesi Saat 11:00 'e kadar
Kartlarına Taksit
Seçeneklerimiz Vardır!
Banka Hesap Bilgilerimiz
Destek
HATTI
0212
240 12 54
240 12 58
Favori
Listenizde
Ürün Yok!
Sepetinizde
Ürün Yok!
Yeni Çıkan Yayınlar:      Ekim (102)      Eylül (289)      Ağustos (64)      Temmuz (98)

İcra Hukuku Esasları

İcra Hukuku Esasları

- Vedat Kitapçılık

Sayfa Sayısı
:  
986
Kitap Ölçüleri
:  
16x23 cm
Basım Yılı
:  
2010
ISBN NO
:  
978-605-4002-66-5

200,00 TL











Dr. Ünal Tekinalp’in Önsözü Bir Dönemi Tanımlayan, Sıra Dışı Bir Kitap Genç Kuşaklara Sunulurken Prof. Dr. İlhan Postacıoğlu’nun en son 1982’de basılmış “İcra Hukukunun Esasları” kitabını beşinci basıya hazırlayan Sümer Altay’ın durumunun birçok sebepten zor olduğunun bilincindeydim. “Zor” kelimesini kullanmamın sebebi, son basıdan bu yana tahminen yirmisekiz yıl geçmiş olması dolayısıyla Altay’ın geniş bir viraj almak zorunda bulunması değildi. Bu kitap üzerinde çalışmanın basit bir güncelleştirme niteliği taşımayacağını düşünüyordum. Çünkü Postacıoğlu, mutad ölçülerde ders kitabının yazarı değildi, kitabı da klasik bir ders kitabı değildi; Postacıoğlu engin bilgi birikimini olağanüstü bir kültür ile besleyen, görüş ve yorumlarını kendisine özgü imbiklerden geçirip yazıya döken sıra dışı bir bilgin, olağanüstü vasıfları haiz bir hukukçuydu. Postacıoğlu bir temel kanunun bir bölümündeki, bir maddede ya da hükümdeki felsefi anlamda saf düşünceyi yazıyor, okuyucuya düşünceyi öğretiyordu. Okuyucunun karşılaştığı ‘hukukî tefekkür”dü. Postacıoğlu, konuları ne sadece sınıflandırıyor ne sadece açıklıyor ne sadece yorumluyor ne sadece okuyucuya bilgi veriyordu. Postacıoğlu hukukî “tefekkür”ü ürün haline getiriyordu. Zor olan onun hukukun düşüncesiyle uğraşmasıydı, üslup da, sistematik de önemliydi, ancak Postacıoğlu’nda her ikisini de düşünce tarafından şekillendiriyordu. Nasıl düşüncenin şiirini yazanlar, meselâ Melih Cevdet, lirizmi bir tarafa bırakmış, sadece düşüncenin ifade edilmesine önem vermişse, Postacıoğlu da öyleydi; hükmün sözünün önüne, mahkeme kararının gerekçesinin önüne, görüşün önüne, bunların hepsine temel veren, yöneten düşünceyi koyuyor, onu tartışıyordu. Düşünceyi yakalayamayan açıklamayı da anlayamıyordu. Bu sebeple Postacıoğlu Yargıtay’ın, İsviçre Federal Mahkemesinin, Fransız Temyiz Mahkemesinin kararlarını herkesten farklı yorumladı ve anlattı. Herkes onunla mutabık olmadı, ancak onun “değişik” olduğunun ayırdındaydı. Ben Postacıoğlu’ndan 1957’de usul hukuku, 1958’de de icra hukuku dinledim ve aynı yıllarda da bu konularda seminerlerine katıldım. Bunlar üstün düzeyli toplantılardı. Postacoğlu bir kısım öğrencileriyle “workshop”a benzer çalışmalar da yapardı; onlara katıldım. 1956’da teksir halinde “Hukuk Usulünün Esasları” çıktı. Sorunların birbirine girdiği, soyut düşüncenin bir süre sonra biçim kazanıp çözüm haline geldiği, gerekçelerin derinlikli olduğu bu kitabı birkaç okuyuştan sonra ancak anlamını sezinlediğimi, belki de anladığımı söyleyebilirdim. Defaatle okumama rağmen kitabı belki tam bilmiyordum, ancak soruları cevaplayabilir, tartışabilirdim. Çünkü, düşünmeyi öğrenmiştim. Düşünmeyi biliyordum. Düşünceyi görmüştüm; peşinden gidebilir, konuşabilirdim. Öğrenciydim fakat hukukçu gibi düşünmeye başlamıştım. Hukuk öğrenimim bir boyut kazanmıştı. Yıllar boyunca Postacıoğlu’nu düşündüm. Vardığım sonuç şu, Postacıoğlu bana başkalarının görüşlerini sadece tekrarlamamayı, sadece onların tasnifini vermekle yetinmemeyi, sadece eleştirerek eser vermemeyi öğretmişti, bana özgün olabilmenin yolunu göstermişti. Bu vesileyle Hirsch’in “Hâtıralarım” kitabının başına aldığı Goethe’nin şu sözlerini hatırlamamak mümkün değildir: “Geçer gider yeryüzünde en güzel nimetler bile, zaman sınırlarını aşan düşüncelerimizle yaptığımız etki düşünenlere, tek o vardır o kalır sonsuzluğa”. Bu anlam dolu söylemi, güçlü cümleyi Postacıoğlu ile irtibatlandırmak istiyorum. Cümlenin ağırlık noktası: “yaptığımız etki düşünenlere” kısmıdır. Yorumu oldukça güç olan bu cümle parçası, düşünenlerin düşüncelerimize yaptığı etkinin sürekliliğini vurgulayarak, düşüncenin kişilerin manevî dünyasındaki yerine işÃ¢ret ediyor. Bu cümleyi niçin anılarının başına koyduğunu Hirsch’e soramadım. Ancak sorsaydım, bana kendisini düşünceleriyle etkileyen, yönlendiren üç hocasının adını verecek, onları düşünerek cümleyi seçtiğini söyleyecekti. Bu Profesörlerden birincisi Jhering’in öğrencisi medeni hukukun mümtaz siması Ernst Zitelmann, ikincisi medeni hukuk ve usul hukuk kürsülerini yöneten Leo Rosenberg, üçüncüsü ise medeni ve milletlerarası hukukun iz bırakmış hocası Hans Lewald’dır. Leo Resonberg’in derin düşünceleri ve bunları ifade etmek için seçtiği kelimeler, öğrencilerin onu “le Droit c’est Moi!” muazzam cümleciğiyle özetlemelerine sebep olduğunu bizzat Hirsch yazar. Hirsch’in bu satırları bana hep Hirsch’i Arslanlı’yı ve Postacıoğlu’nu hatırlatır. Çünkü bu müstesna üniversite adamlarının düşünceleri düşünceme kalıcı etki yapmıştır. Şimdi bir Postacıoğlu eseri olan İcra Hukuku Esaslarını, yeni basıya hazırlayan Sümer Altay’ın hangi güçlüklerle karşılaştığını anlatabildiğimi sanıyorum. Ancak, Sümer Altay en güç olanı başarmış ve kitabın düşünce yönünü aynen korumuş; geliştirmiştir. Altay, kitabı beşinci basıya hazırlarken 1982 yılından 2009’a kadar yayımlanan Yargıtay içtihatlarını incelemiş, aynı yıllara ait İsviçre Federal Mahkemesi kararlarını değerlendirmiş ve hem Türk hem de İsviçre öğretisini göz önünde tutmuştur. Beşinci basının düşüncelerimize etki yapacağından eminim. İcra Hukuku Esasları gibi bir dönemi tanımlayan bir kitabın elli yıl sonra tekrar yayınlanmış olmasını kıvançla karşılıyorum. Bu mutlu olay bir bilim mirasının zenginleştirilmesini, hukuk kültürümüzün geliştirilmesini ve ölmez eserlerin yeni kuşaklara ulaştırılmasını ifade ediyor. Altay’ı kutluyorum. Ünal Tekinalp Fenerbahçe, 2010 Av. Sümer ALTAY’ın Beşinci Bası İçin Önsözü Kanımca, bir hukukî eserin gücü, bütünü açıcısından yansıttığı hukukî düşünce sistemine göre belirlenir. Bu bağlamda, bütünü itibariyle derin bir bilgi birikiminden kaynaklanan sağlam bir hukukî düşünce yapısına dayanmayan bir yapıt, sadece kuru bir bilgi yığınından ibârettir. Prof. Dr. POSTACIOĞLU’nun eserleri, bütünlüklü düşünsel boyutunun üstünlüğü açısından hukukçular için mükemmel bir örnek oluşturmaktadır. Hocamız POSTACIOĞLU, tüm eserlerinde açıkladığı bilgilerin sadece nedenlerini ortaya koymakla yetinmemiş, onların mantığını, dayandığı düşünce sistemini ve felsefi temellerini harika üslûbuyla bir “iğne oyası” gibi işlemiştir. Bu büyük hukuk bilgininin eserlerini sebeplerine nüfuz ederek tefekkür süreci içinde okuyanlar, kendilerini hukukî bir düşünce ıklimi içinde bulmuşlardır. POSTACIOĞLU’nun eserleri düşünce eserleridir. Bilge hocamızın eserlerinde yer alan hiçbir bilgi, dayandığı düşünce temelinden soyutlanarak sentetik kalıplar halinde verilmemiş, her bilginin dayandığı düşünce süreçleri eserin bütünüyle sağlam bir bağlam içinde güçlü bir felsefî üslûpla açıklanmıştır. POSTACIOĞLU’na ait eserlerin tiryakileri için bu eserlerden sağlanmak istenen yarar, bizatihî bilgi değil, o bilgiyi yaratan düşünce süreçlerinin öğrenilerek algılanması olmuştur. Bu metodolojiye erişen okuyucu; artık, kendisi hukukî düşünce üretecek düzeye ulaştığını, bizzat ortaya koyduğu düşünce ürünlerinin gücünü görerek, fark etmiştir. Bir hukuk dalının felsefesini ve ruhunu, anlamını ve metodunu algılamak; kanımca, o bilim alanını sevmenin önkoşulunu oluşturur.Nedeni ve mantığıanlaşılmadan, anlamı ve felsefesi idrâk edilmeden hiçbir bilim dalı sevilemez ve sevgi ile bağlanılmayan bir bilimvemeslek dalında başarıya ulaşılamaz. Hocamız POSTACIOĞLU, öğrencilerine düşünmeyi ve öğrenmeyi eserleriyle öğreten büyük bir hukuk bilgini ve düşünürü idi. Bu nedenle, “İcra Hukuku Esasları” adlı muhalled eseri, sadece icra hukukunun kapsamı içinde değerlendirmenin yetersiz kalacağı kanısındayım. Bu nedenle, POSTACIOĞLU’nun kitapları, hukukî düşüncenin ve buna dayalı sistematik yapıların sağlam eserleri, kültür ve üslûp âbideleridir. Değerli Hocam merhum POSTACIOĞLU’nu, bir hukuk ekolünün yaratıcısı kılan O’nun aslî ve temel özelliği, bilginin temelindeki düşüncenin, kökenindeki felsefenin öğrenilmesine özel bir önem atfetmesidir. POSTACIOĞLU’nun bu vasfı, zorunlu olarak üslûbunu da belirlemiş ve kurumların temelindeki felsefenin yansıtılması, üslûbuna soyut ve felsefî bir mâhiyet izâfe etmiştir. Ben POSTACIOĞLU’na onun bu özgün niteliklerini benimsemiş bir insan olarak yaklaştım ve çok kısa bir zamanda aramızda hoca-öğrenci ilişkisi ile birlikte derin mânalı ve hikmetli bir dostluk oluştu. Çeyrek yüzyıl boyunca mütebahhir bilgin ve büyük düşünür kişiliğinin engin feyizlerinden yararlanmak onuruna eriştim. POSTACIOĞLU, büyük hukukî dehasıyla hukukî düşünce temeline dayalı kalıcı bir ekolün mimarı olmuştur. O, kendisini öğrencilerine sadece hukuk bilgisi vermekle yükümlü görmemiş, onların “hukukî muhakeme ve tefekkür” yeteneklerinin gelişmesini sağlama misyonunu yıllarca başarıyla yerine getirerek, ekolünün seçkin evlatlarını yetiştirmek mutluluğuna erişmiştir. O kadar ki, bugün hukukî düşünce yeteneğine sahip, hukuk fakültesi öğrencileri dahi –belki de farkında olmadan– POSTACIOĞLU’nun muhteşem düşünce metodunun ilkelerini genç beyinlerinde taşımaktadır. POSTACIOĞLU, yalnızca ince hukukî düşünce ivicaçlarıyla zihinlerdeki entelektüel zevkleri doyuma ulaştırmakla kalmayıp; aynı zamanda hukuk diliyle kaynaşan yüksek bir edebî titizlik içinde dantel gibi işlediği zarif kompozisyonlarla, estetik zevki de tatmin etmiştir. Bu satırların yazarı da, uzun yıllardan beri büyük bilgin POSTACIOĞLU’nun tefekkür tarzını ve metodolojisini genç kuşaklara coşkun bir heyecanla aktarmaya çalışmıştır. Bu nedenle, merhum Hocama manevî bağım ve onun tefekkür ve felsefesine hayranlığım dolayısıyla bu büyük düşünce eserinin özünü ve felsefesini koruyarak günümüze kazandırıl-ması görevi Sayın Hocamız Prof. Dr. İlhan E. POSTACIOĞLU’nun muhteşem eşi sayın Sevda POSTACIOĞLU hanımefendi, evlatları sayın Av. Rahime POSTACIOĞLU hanımefendi ve sayın Prof. Dr. Nazmi POSTACIOĞLU beyefendi tarafından bana yöneltildiğinde, ağır bir sorumluluğu gerektiren bu onurlu görevi heyecan ve sevinçle üstlendim; bu nedenle, kendilerine engin minnet ve şükranlarımı sunuyor ve aslî mâhiyeti tamamen rahmetli Hocama ait olan bu esere ilişkin nâçiz çalışmamı değerli Hocamın aziz ruhuna armağan ediyorum. Bu bağlamda, önemle vurgulamak isterim ki, bu eseri hikmet yüklü anlamlarla işlenmiş önsözü ile taçlandıran, POSTACIOĞLU Hocamın çok yakın dostu bilge insan, büyük hukuk bilgini ve düşünürü sevgili hocam