Vedat Kitapçılık
Kargo Gönderim Saatleri;
Hafta İçi Saat 16:00 'ya kadar
Cumartesi Saat 11:00 'e kadar
Kartlarına Taksit
Seçeneklerimiz Vardır!
Banka Hesap Bilgilerimiz
Destek
HATTI
0212
240 12 54
240 12 58
Favori
Listenizde
Ürün Yok!
Sepetinizde
Ürün Yok!
Yeni Çıkan Yayınlar:      Ağustos (35)      Temmuz (110)      Haziran (84)      Mayıs (171)

Ceza Adalet Sistemi Mevzuatı

Ceza Adalet Sistemi Mevzuatı



Sayfa Sayısı
:  
1352
Kitap Ölçüleri
:  
13x19 cm
Basım Yılı
:  
2011
ISBN NO
:  
978-605-377-482-2

0,00 TL

Bu ürün şu anda stoklarımızda yok!
Yazarın diğer ürünlerine gözatmanızı tavsiye ederiz...











SUNUŞ Ceza Adalet Sistemi, birbiri ile bağlantılı unsurlardan meydana gelmiş olan bir bütündür. Sistemin unsurları insan haklarına dayanan evrensel hukuk kurallarından başlar, iç hukukta Anayasal ilkeler ve insan unsuru ile bütünleşir. Bu temel ilkeler, sistemin belirleyicileridir (Dönmezer, Bir Kanunu veya Tasarısının Değerlendirilmesi Yöntemi, Ceza Hukukunun Güncel Kaynakları, C II, sh. 60). Sistemin belirleyi¬ci unsurları hukuk düzeninin her parçasında etkisini gösteren anahtar kavramlar olup, sistemin demokratik veya totaliter yönünü, rengini belirlerler. Hukuk sistemlerinde Ceza Hukuku açısından yasallık ilke¬si, kıyas yasağı, subjektif sorumluluk veya mağdurun korunması gibi temel belirleyiciler ile, ceza hukukunun belli bir kısmı bakımından, mesela cinsel suçlar veya rüşvet düzenlenirken etki yapan ikinci de¬recede belirleyiciler de vardır. Ceza Muhakemesi Hukuku açısından temel belirleyici ilke, Hukuk Devleti İlkesi ve Adil Yargılanma Hakkı Prensibidir. Aşağıda Ceza Adalet Sistemi ve Adil Yargılanma Hakkı açısından önem kazanan hususlara değinilecektir. Kamu davası açmak üzere mahkemeye başvurma hakkı, hukukun temel prensiplerindendir. Suç işlendiği halde kamu davası açılmazsa, mağdur tatmin olmaz ve sanığa hakkaniyete uygun, aleni ve makul sürede adil yargılanma hakkı sağlanamaz. Ancak, açılan ceza dava¬larındaki iddianamelerin, sanığa isnad edilen fiili açık ve net olarak belirtmesi gerekir. Kamu davasının açılması için, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş ve gerçekliği denetlenmiş, yeterli delil bulunması gerekir (CMK 170). Yeterli delil elde etmeden iddianame düzenlemek ve kamu davası açmak, insan hakkı ihlalidir. Şüpheli hakkındaki davanın, doğrudan C. savcılığı tarafından de¬ğil de, başka bir kişi veya kurumun izni üzerine açılabilmesi, hukuka aykırıdır. Gerek kolluk açısından ve gerekse diğer kamu görevlileri ba¬kımından, memurların yargılanması önündeki “izin” engeli, kaldırıl¬malıdır. Suçu işleyen kim olursa olsun, suç şüphesi “yeterli şüphe” de¬recesine ulaşırsa, hakkında kamu davası açılmalıdır. Memur suçlarında idare tarafından izin verme aşamasında yapılan işlemler dosyada kaldı¬ğı için, ileride davanın sonucunu etkilemektedir. Soruşturma öncesinde şüpheli durumunda olmayan memur hakkında, hakları bildirilmeden yapılan işlemlerin ileride aleyhine kullanılması, hukuka aykırıdır. İda¬re hem “suçlayan”, hem de “delil araştıran” konumuna girmemelidir. 2011 yılında davaların hızlandırılma amacı ile kanun yolunda “depo parası” tekrar canlandırılmıştır. Yüksek dava açma harçla¬rı mahkemeye etkili ulaşma hakkını ihlal edebilir. Dava masrafı çok yüksek tutularak, mahkemeye ulaşma hakkının özü zedelenmemelidir, mahkemeye ulaşma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirilmemelidir. Yasama dokunulmazlığı muhafaza edillmeli, fakat kaldırılmasında siyasi değil, hukuki kriterler kullanılmalıdır. Yeterli suç şüphesi fii¬li delillerle desteklenmedikçe, TBMM dokunulmazlığın kaldırılması kararı verememelidir. Sadece siyasi karar mekanizması mahkemeye başvurma hakkını engelleyebilir. Ekonomik suçlar, bankacılık suçları, çıkar amaçlı örgüt suçları, terör suçları ve çocuk suçları gibi belli suç alanlarında uzman mah¬kemelerin oluşturulması, bunların hakim, savcıları ile kolluk görev¬lilerinin ihtisas sahibi olması, yerindedir. Teknik konularda uzmanlık mahkemeleri olması gerekir. Terör suçları veya Devlete karşı işlenmiş suçlar gibi bazı suç kategorilerine ilişkin özel mahkemeler de, kanuna dayandığı ve savunma hakları sağlandığı müddetçe hukuka uygundur. Ancak, adalet sisteminin harekete geçirilmesi için, somut olgulara da¬yanan makul bir şüphe olması şarttır. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda Adalet Bakanının ve Müsteşarın bulunması, hakim bağımsızlığına aykırı değildir. Bu tür katılma, Adliyenin işleyişinden sorumlu olan bir Adalet Bakanı için, gereklidir. Buna karşılık bugün olduğu gibi, adalet sisteminin iyi çalış¬madığı durumlarda, Adalet Bakanının siyasi sorumluluğu söz konusu olur. Hakimler belli bir mahkemede uzun süreli görevlendirilmeli (9 yıl gibi) ve elindeki davaları bitirmeden, yeri değiştirilmemelidir. Uzun süreli atamalar hakim bağımsızlığının garantilerinden biridir. Mahke¬me üyelerinin hangi organ tarafından atandığı tek başına mahkemenin bağımsız olmadığını belirlemez, diğer unsurlarla birlikte değerlendiril¬mesi gerekmektedir. Hakimlere idare tarafından talimat, emir verilememesi, dış müda¬halelerden bağımsızlık açısından bir güvencedir. Hakimlere kanun ile de emir verilmemelidir. Af Kanunları veya Koşullu Salıverilme Ka¬nunları, hakimlerin bakmakta oldukları davaların sonuçlarını etkileyen işlemlerdir. Bunlar istisna olmalıdır. Son yıllarda görülmekte olan da¬valarda, kanun değişikliği yapılarak mahkemelerin görev alanı, suçun tavsifi veya tedbir kararı ile ilgili hükümler değiştirilerek, sonucun etkilendiği görülmüştür. Bu tür değişiklikler, yargıya müdahale niteli¬ği alabilir ve adil yargılanma hakkının unsurlarından olan “silahlarda eşitlik” ilkesi ihlal ediebilir. Kanun koyucunun “yasa yaparken sahip bulunduğu takdir yetkisini kötüye kullanması” (Missbrauch von Ges¬taltungsmöglichkeiten des Rechts, Tiedemann, Wirtschaftsstrafrecht 2010, sh. 72), adil yargılanma hakkını da ortadan kaldıran bir insan hakkı ihlali oluşturabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, haki¬min vereceği kararı etkilemek amacı ile yapılan yasal değişikliklerin hakim bağımsızlığına aykırı olduğuna karar vermiş, bağımsız yargının verdiği kararların yurütme tarafından uygulanmamasını da hakim ba¬ğımsızlığına aykırı bulmuştur. Tarafsızlıkta esas mesele, hakimin yargılayacağı uyuşmazlığın ta¬raflarından biri olmaması ve olayı, fikir oluşturacak derecede, önceden öğrenmiş olmamasıdır. “Hakimin reddi” veya “çekinmesini” gerekti¬ren sebepler var olduğunda, Savcının da o davaya katılmaması gerekir. Yargıtay’ın bozma kararından sonra da davaya başka bir hakim bakmalıdır. Yargılamanın yenilenmesi istemi ilk kesin hükmü veren hakim tarafından değil, başka bir hakim tarafından incelenmektedir (CMK 23/3). Adli Kontrol uygulanarak tutuklama azaltılmalıdır. Tutuklama ceza değil, kişilerin özgürlük ve güvenlik hakkını ilgilendiren bir tedbirdir. Hukuka, Anayasaya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve Kanuna aykırı olarak yapılan tutuklamalar, “insan hakkı ihlalidir”. Sözleşmenin 6 ıncı maddesinde yer alan ‘makul süre’ kavramının yanı sıra, 5 inci maddenin 3 üncü fıkrasında tutuklama açısından da makul süre kavramı kullanılmıştır. Hukuka uygun olarak yakalanan veya tutuklanan kişi, işlemin denetimi amacıyla hemen bir yargıç önü¬ne çıkarılacak ve tutukluluk durumu makul süreyi aşmayacaktır. Tutuklama kararı verilmeden önce, müdafiin savunma hazırla¬yabilmesi için, soruşturma dosyasının tutuklama kararı verilmesinde kullanılabilecek olan belgelerini inceleyebilmesi (CMK 153) gerekir. Mesela, Burghard Theodor Mooren 25 Temmuz 2002 tarihinde, 1999 ile 2002 yılları arasında, farklı zamanlarda yirmi kez vergi kaçırdığı suçlaması ile yakalanmış ve aynı gün tutuklanmıştır. Soruşturma evre¬sinde susma hakkını kullanan şüpheli, 7 Kasım 2002 tarihinde 40.000 Euro güvence yatırarak serbest bırakılmış, duruşmada suçlarını ikrar etmiştir. Mahkeme diğer delillere de dayanarak, sanığı 9 Mart 2005 ta¬rihinde 8 ayrı vergi kaçakçılığı suçu nedeni ile, 1 yıl 8 ay hapis cezası¬na mahkum ederek, cezasını ertelemiştir. Soruşturma evresinde Mönc¬hengladbach sulh ceza mahkemesi 25.7.2002 tarihinde ilk tutuklama kararını vermiştir. Tutuklama kararında; şüphelinin evinde yakalama sonrası yapılan aramada elde edilen vergi kayıtlarının tam olmaması, eksik bazı belgeler de bulunması, hakim tarafından delil karartma şüp¬hesi olarak değerlendirilmiştir (Mooren v. Germany § 12). Tutuklama kararı verilmeden önce müdafi dinlenmiştir. Müdafi 8 Ağustos 2002 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiş, 16 Ağustosta yazılı istem¬de bulunmuş ve 19 Ağustos 2001 tarihinde de itirazının gerekçeleri¬ni yazılı olarak sunmuş ve tutuklama kararının verilmesine dayanak teşkil eden delillerin, özellikle de kuvvetli suç şüphesinin dayanağı olan belgelerin kendisine verilmesini talep etmiştir. Ancak, müdafiin dosyadaki belgeleri kapsamlı bir şekilde inceleme istemi red edilmiş¬tir. Müdafi şüphelinin adli kontrol altına alınarak, bazı yükümlülükler altında serbest bırakılmasını talep etmişse de, bu istem de, şüphelinin gerçek adresini bildirmemiş olması nedeni ile, red edilmiştir (Mooren v. Germany § 16). İtirazı inceleyen makam, dosya üzerinden değerlen¬dirme yaparak, 27 Ağustos 2002 tarihli yazı ile, delil karartma tehli¬kesi devam ettiği için, tutukluluk durumunun devam etmesine karar verildiğini bildirmiş; müdafiin dosyayı kapsamlı bir şekilde inceleme istemi konusunda da, esasa bakan merciin müdafii sözlü olarak bil¬gilendirebileceğine karar vermiştir (Mooren v. Germany § 17). İtira¬zı inceleyen makam, 9 Eylül 2002 tarihinde Başsavcılık makamının temsilcisi olan savcıyı dinlemiş ve kuvvetli suç şüphesinin varlığı ve yabancı ülkelerle ilişkilerinin bulunmasının kaçma şüphesini doğurdu¬ğu gerekçeleri ile, suçun cezasının ağırlığını da dikkate alarak, itirazı red etmiş ve soruşturma evresinde müdafiin dosyayı kısıtlama olma¬dan incelemesinin mümkün olmadığına karar vermiştir. Karar 19 Eylül 2002 tarihinde tebliğ edilmiştir. Neticede müdafi, kısıtlama olmadan dosyayı inceleme hakkına, 20 Kasım 2002 tarihinde, tutuklama kararı verilmesinden yaklaşık 4 ay sonra kavuşmuştur (Mooren v. Germany § 40). Sözleşmenin 5/4 maddesi, yakalanarak veya tutuklanarak özgür¬lüğü kısıtlanan bireylere, bunun hukuka uygun olup olmadığının bir mahkeme tarafından hızlı bir şekilde (speedily) incelenmesini ve eğer özgürlük kısıtlaması hukuka aykırı ise, serbest bırakılmasını talep etme hakkı vermiştir. Bu yargısal incelemenin tarafların hazır bulunduğu bir oturumda yüze karşı yapılması (proceedings conducted before a court examining an appeal againstdetention must be adversial) ve ta¬raflar arasında silahlarda eşitliğin (equality of arms) sağlanmış olması gerekir. Mahkemenin Schöps v. Germany § 44, Lietzow v. Germany §44, Garcia Alva v. Germany § 39 ve Svipsta v. Latvia § 129 karar¬ları da aynı yöndedir. Eğer müdafiin şüphelinin dosyasını inceleme hakkı, tutuklama kararının hukuka aykırı olduğunu etkin bir şekilde savunabilmesini sağlayacak ölçüde tanınmamış ise, müdafiin silah¬larda eşitlik hakkı ihlal edilmiş olur. Mahkemenin Lamy v. Belgium §29, Nikolova v. Bulgaria § 58, Schöps v. Germany § 44, Shishkov v. Bulgaria § 77 ve Svipsta v. Latvia § 129 kararları da aynı yöndedir (Mooren v. Germany § 124). Tutuklama kararına itirazın incelendiği aşamada müdafiin dosyayı incelemesine, tutuklama nedenlerine kar¬şı şüpheliyi savunabilecek ölçüde geniş bir şekilde izin verilmemişse ve tarafların hazır bulunduğu aleni bir muhakeme yapılmamış olursa, silahlarda eşitlik sağlanmadığı için, Sözleşmenin 5/4 maddesinde ön¬görülmüş olan denetim yapılmamış olur ve Sözleşme ihlal edilmiş olur XI (Mooren v. Germany § 125). Sözleşmenin 5/4 maddesinde tutuklama kararına itiraz açısından belirtilen hızlı yargılanma kavramı değerlen¬dirilirken, muhakemenin değişik evrelerinde yapılan işlemlerin bütünü nazara alınmalıdır (Navarra v. France § 28). Hızlı yargılama kavramı açısından somut davadaki durumlara da bakılmalı (Rehbock v. Slovenia § 84, G.B. v. Switzerland § 34-39, M.B. v. Switzerland § 38-43) ve dava¬nın karmaşık olup olmadığı, tarafların tutumu gibi hususlar da dikkate alınmalıdır (Mooren v. Germany § 107). Ancak, eğer itirazı inceleye¬cek olan makam önünde, kararını vermesi için 2 ay 7 gün herhangi bir işlem yapılmaksızın, hareketsiz olarak beklenmişse, Sözleşmenin 5/4 maddesindeki hızlı yargılama kuralı ihlal edilmiş olur (Mooren v. Germany § 103 ve 107). Tutuklama kararı gerekçeli olmalıdır (Any. 141/3, CMK 34). Ha¬kim tutuklama kararı verirken, tutuklama sebeplerinin gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda olgulara dayanan ayrıntılı gerekçe vermek mecburiyetindedir. Gerekçesiz tutuklama kararı insan hakkı ihlalidir. Tutuklama kararının gerekçesinde kuvvetli suç işleme şüphesinin dayanağı olan olgular gösterilmelidir. C. savcısının, mutlaka gerek¬çeli olması gereken tutuklama isteminde (CMK 101/1), kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgu (CMK 100/1) ile, şüphelinin kaçma, saklanma veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguları (CMK 100/2-a) göstermesi gerekir. Katalog suçlarda (CMK 100/3) ilk tutuk¬lama kararı verilirken, tutuklama nedeni bulunduğu kanuni bir karine şeklinde kabul edilmişse de, tutukluluk durumunun uzatılması kara¬rı verilirken, artık somut olgulara dayanan kaçma veya delil karart¬ma şüphesinin kararda ortaya konması ve gerekçelendirilmesi gerekir (Shishkov - Bulgaristan § 77). İlk tutuklama kararı verilirken, maddi olgu gösterilmemesi hukuka aykırıdır ama, tutuklama kararını yokluk¬la malül kılmaz. İtiraz üzerine tutuklama kararını inceleyen makam, bu hukuka aykırılığı tutuklama kararını ıslah ederek gidermelidir. Somut olgu göstermeme şeklindeki hukuka aykırılık, iç hukukta itiraz yolu ile de giderilmediği takdirde, Sözleşmenin 5 inci maddesine aykırılık olu¬şur. Şüphelinin tutuklanması isteniyorsa veya tutukluluk durumunun devamı konusunda bir karar verilecekse, “kararın dayanağını oluştu¬racak olgular açısından” müdafiin dosyayı inceleme hakkı kısıtlana¬maz. Müdafiin dosyayı inceleme hakkı hukuka aykırı bir şekilde kısıt¬lanmışsa, tutukluluk durumunun uzatılması kararı açısından müdafiin savunma hazırlaması engellenmiş ve C. savcısı ile müdafi arasındaki “silahlarda eşitlik” bozulmuş olur. Silahlardaki eşitsizlik, hakimin ver¬diği tutukluluk durumunu uzatma kararını hukuka aykırı hale getire¬ceği için, şüphelinin özgürlüğünün kısıtlanması, Sözleşmenin 5 inci maddesine aykırıdır. Tutuklama kararı gibi, tutukluluk durumunun devamı hakkında verilen karar da, “tutuklunun yüzüne karşı yapılan bir oturumda” verilmelidir. Soruşturma evresinde CMK 108/1 tarafından öngörülen “tutukluluk incelemesi”, vicahi olarak yapılmaz veya ilk verilen tutuk¬lama kararında müdafie gösterilmemiş olan dosyaki belgeler, oturum öncesinde incelemeye açılmazsa, bu inceleme etkin bir başvuru yolu olarak değerlendirilmeyeceği için, Sözleşmenin 5/4 maddesinde belir¬tilen “hürriyeti tahdidin kanuna uygunluğu konusunda kısa bir zaman¬da” karar verilmiş sayılmaz ve bu madde ihlal edilmiş olur. Hürriyetleri etkin bir şekilde korumak için, “özgürlükler hakim¬liği” kurumu yaratılmalıdır. Bunun ilk örneği İtalya ve Fransa’da gö¬rülmüştür. Almanya’da da, araştırma hakimi adı altında bir hakimlik makamı vardır. Özgürlükler Hakimi günün her saatinde görev başında olacak şekilde nöbete bağlanmalıdır. Nöbetçi savcı da görev başında olmalıdır. Ceza davalarında müdafi ile görüşme hakkının geçici süreyle de olsa engellenmesi veya kişinin müdafii ile gizli görüşme yapma hakkı¬nın elinden alınması, mahkemeye başvurma hakkını ihlal eder. XIII Duruşma sırasında tanıklara “doğrudan soru sorma” ve “çapraz soru sorma” kavramları öğrenilmeli ve uygulanmalıdır. Doğrudan soru sormada sadece “anlattırıcı soru” sorulabileceği için, Başkanın “yön¬lendirici” sorularda “söz kesmesi” tabiidir. Susma ve kendini suçlamama hakkı, kişinin hem aleyhine olan be¬yanı yapmama, hem de belgeleri vermeme hakkını içerir. Ancak, sa¬nığın susma hakkı mutlak değildir; susmasının kendi aleyhine sonuç çıkarılmasına neden olabileceği konusunda sanık uyarılmalıdır; savcı¬lığın sunduğu deliller karşısında sanığın açıklama yapmaması, deliller değerlendirilirken suçlu olduğu yönünde bir sonuç yaratabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi özel hayat ile ilgili konularda “hakların dengelenmesi” teorisini uygulamaktadır. Kanuna aykırı şe¬kilde elde edilen deliller Anayasa’daki adil yargılanma hakkı birlikte ele alınmalı ve öyle değerlendirilmelidir. Bykov, Khan ve Schenck ka¬rarlarında İHAS 8’e aykırılık olduğu halde, delil sağlam olduğu için, yargılamanın “adil” olduğu kabul edilmiştir. Davaların büyük bir çoğunluğu uzlaşma gibi, mahkeme dışı alter¬natiflerle sistem dışına çıkarılmalıdır. Rızaya dayanan usuller failin topluma yeniden kazandırılmasına katkıda bulunur. Bunun dışında rızanın oluşması sürecine mağdur da herhangibir şekilde dahil edile¬cek olursa, fail ile mağdurun barışması da imkan dahiline girer. Sanık açısından meseleye bakıldığında, serbest iradesi ile suçu kabul ettiği durumlarda, cezada indirim yapılması mümkündür. Ancak sanığın indirimli cezayı kabul ederken, rızasının serbest olup olmadığı tartış¬malıdır. Rıza unsurlarının kullanılması sadece basit ve orta ağırlıktaki suçlarda mümkündür, ağır suçlarda kabul edilmemelidir. Soruşturma evresinin tam yapılması, uzun sürebilir, fakat bütün deliller hukuka uygun bir şekilde toplanırsa, duruşma tek celsede bi¬ ter. İlk derece mahkemelerinden verilen bütün hükümlere karşı kabul edilen istinaf yolu, davaların büyük bir çoğunluğunu sona erdirecektir. Temyiz yolu sadece ilke kararları için ve hukuki meseleler için açık tutlmuştur. Neticede, davalar bugüne nazaran daha hızlı ve daha kalite¬li olarak hükme bağlanacaktır. İstinaf, insan hakkı olarak da kabul edilmelidir: iç hukuktaki yar¬gılama sırasında uygulanan kanun yolunda, üst mahkemenin maddi mesele ve hukuki meseleye ilişkin olarak tam bir yargı yetkisine sahip bulunmaması, mahkemeye başvurma hakkının ihlalidir. Maddi ve hu¬kuki hataların giderilmesi imkanını sağlayan “istinaf” kanun yolu artık uygulanmalıdır. Üst mahkeme davayı sadece hukukilik denetimi açı¬sından değerlendiriyorsa ve olaylara veya esasa girmiyorsa, yargılama sürecine maddi meseleye ilişkin hatalar üst mahkemedeki yargılamada giderilmiş olmaz. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesinin taraflara bildi¬rilmesi gerekir. Ancak, iş yükü bu kadar fazla olan Yargıtay’ın bu teb¬liği yapması, Yargıtaydaki bekleme süresini uzatmıştır. Ancak, 2011 yılında çıkarılan 6217 numaralı Kanun ile, istinaf kanun yolu uygu¬lanmaya başladıktan 6 ay sonra başlamak üzere üç yıl süre ile istinaf ve temyizde tebliğname düzenlenmesinin engellenmesi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının görüşlerinden yararlanılamaması, yerinde olmamıştır. Amerikan hukukunda “gecikmenin” neden olduğu hukuki sonuç¬lar, Federal bir kanun olan “Federal Rules of Criminal Procedure” ile düzenlenmiştir. Bu kanunun 48 inci maddesine göre, savcılık kamu da¬vasını açmada veya suçlamayı büyük jüri önüne getirmede sebepsiz bir şekilde gecikmede bulunursa (unneccessary delay), bu takdirde davaya bakacak olan mahkeme iddianameyi red eder ve bu şekilde davayı dü¬şürür. Bunun dışında, 1974 tarihli Speedy Trial Act (18 USC)’ ın §§ XV 3161-3174 maddelerinde davanın çok hızlı bir şekilde görülmesi için tedbirler alınmıştır. Buna göre, bir kişi cürüm işlemekle suçlandığında, “iddianamenin yakalandığı tarihten başlamak üzere 30 gün içerisinde düzenlenmesi ve mahkemeye verilmesi” gerekmektedir. Ağır suçlar¬da ilk 30 güne ek olarak, ikinci bir 30 günlük süre daha tanınmıştır. İddanamenin mahkemeye verilmesinden sonra, “sanığın suçunu kabul etmemesi” durumunda (plea of not guilty), “iddianamenin verildiği ta¬rihten itibaren 70 gün içerisinde”, duruşmanın başlaması gerekmekte¬dir. Sanığın yazılı olarak kabulüne bağlı olarak bu süre 30 güne kadar indirilebilir. Dikkat edilmelidir ki, dava açma süresi 30 gün iken, mü¬dafaanın hazırlanması için öngörülen süre 70 gündür. Böylece, soruş¬turmasının gizliliği içinde müdafaaya verilmemiş olan bütün delillere karşı, avukatlar 70 gün içinde hazırlık yaparak, duruşmaya donanımlı olarak çıkmaktadır. Duruşmaların ise, ertelenmeden yapılması, dava¬nın tek celsede hükme bağlanması sağlanmaktadır. Kanun bazı süreleri yukarıdaki sınırlamadan hariç tutmuştur. Mesela, akıl hastası olup ol¬madığının tespiti için, sanık “gözlem altına alınmış” ise, süre duracak¬tır. Bunun gibi, başka bir suçundan dolayı yargılanmakta ise, bundan doğan gecikmeler de süreden indirilecektir. Anılan yasanın 3162 nci maddesine göre, yukarıda belirtilen sürelerde dava açılmadığı takdirde, kamu davası artık açılamamakta veya açılmış ise, düşmektedir. Bunu sağlamak için, sanığın bir istemde bulunması gerekmektedir. Sanık, “Devletin davayı süresinde açmadığını” ispat etmek külfeti altındadır. Hükümet ise, “istisnai hallerin süre uzatmaya neden olduğunu” iddia ettiğinde, bunu ispat etmek mecburiyetindedir. Bu düzenleme örnek alınarak, Türk Hukukunda da davanın belli süreler içinde açılması mecburiyeti konması düşünülebilir. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının kabul edilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan bireysel başvuruların ön¬cesinde Sözleşme denetimi yapılması yolunu açacaktır. XVI Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, hukuk devleti ilkesinin Sözleş¬meye taraf devletlerin ortak mirası olduğunu belirtmektedir. Hukuk devletinin temel özelliklerinden biri ise, mahkemelerin bir konuyu kesin hükme bağladıkları durumlarda, bu kararların sonradan sorgu¬lanmamasını gerekli kılan hukuki kesinliktir. Ancak, ölüm cezasının kaldırılmasından sonra, terör suçları için kabul edilen ölünceye kadar müebbed hapis, insan haklarına aykırıdır. Roma Statüsünde de, 25 yıl sonra tekrar incelenmek üzere hapis cezası verilmesi kabul edilmiştir. Anayasasını değiştiren veya yeni bir Temel Kanun yapan bir Dev¬let, Dünyadaki diğer hukuk sistemlerini ve hukukun temel ilkelerini gözetmek mecburiyetindedir. Yeni bir norm oluşturan bir Devlet, bu hukuk kuralının önce iç hukukta nasıl uygulanacağını ve sonra da Dün¬ya Toplumunda ne gibi sonuçlar doğuracağını hesaplamak zorundadır. Ceza Hukuku alanında yapılan bütün değişikliklerin, Türkiye içinde, Avrupa’da ve Dünya’da meydana getirebileceği etkiler, özellikle ve özenle incelenmeli ve öngörülmelidir. Kanun koyucu suçları tanımlar¬ken, suç haline getirmenin en son çare olduğunu, suç tipinin belli bir alanı kapsaması ve cezanın orantılı olması gerektiğini dikkate almazsa, Uluslarüstü İnsan Hakları Hukukuna aykırılık oluşur. Hukuk Sisteminin Dünyanın gelişen koşullarına adapte olması ge¬rekir. Bu nedenle de hukukta sürekli değişim yapılması ve iyiyi aramak kaçınılmazdır. Dönmezer Hocamızın belirttiği gibi, kanunlar yapma¬nın üç nedeni vardır: 1) rasyonelliği sağlamak, 2) basitliği, basitleştir¬meyi gerçekleştirmek ve 3) kesinlik ve açıklığa kavuşmak. Kanunların halkın anlayabileceği biçimde yazılması, temel belirleyicilerden en önemlisidir. Ceza Kanunları, toplumdaki temel değerleri yansıttıkları için, Milli Birliği sağlayıp, milli ruhu oluştururlar. Diğer taraftan ise, siyasi iktidarlar için belirli bir ideolojiyi saptamak ve güçlendirmek açısından kolaylık sağlarlar. XVII Atatürk’ün Hukuk Reformuna dayanan Cumhuriyet Hukukunun te¬mel özelliği, nasçıların (şeriat hukukunu Anayasa sayanların) tasfiyesi ile, laikliğin kabulüdür (Dönmezer, Cumhuriyetin 80. Yılında Hukuk¬ta Durum Tespiti, Ceza Hukukunun Güncel Kaynakları C II, sh. 54). Dinsel veya diğer nitelikteki nasların mutlak egemenliği, Cumhuriyet Hukuk Düzeni tarafından kaldırılmış ve Devlet mutlak laikliğe kavuştu¬rulmuştur. 2005 yılında yürürlüğe giren Yeni Ceza Adalet Sistemi de bu düşüncelerin ürünüdür. Ancak, içinde bulunduğumuz çağda globalleş¬menin ve özellikle de terörün ve örgütlü suçluluğun doğurduğu yeni ih¬tiyaçlar karşısında, suç siyasetinde değişiklikler meydana gelmiştir. Suç işlenmeden önce, suçun işlenmesini önleyici bir bakış açısı doğmuştur. Mukayeseli Hukuka baktığımızda, günümüzdeki Hukuk Reformu’nun bağımsız bilimsel komisyonlar tarafından hazırlanan ta¬sarılar üzerine inşa edildiğini görürüz. Avustralya, Kanada, İrlanda, Hindistan ve İngiltere bu yöntemi benimsemiş ve kanun ile kurulmuş, sürekli çalışan bağımsız Hukuk Reformu Komisyonları (Law Reform Commission) oluşturmuşlardır. Amaçları hukuk normlarını güncel ihtiyaçlara uygun, mevcut hatalardan arındırılmış, basit ve kolay an¬laşılabilir, etkin ve adalete kolay erişilebilir hale getirmek olan bu ko¬misyonlar, gereksiz ve hatalı olan hukuk normlarını ayıklamak, Dünya Hukuk Sistemleri ile uyumlu kurallar önermek ve iyi uygulama örnek¬leri oluşturacak kuralları bulmak için bilimsel yöntemlerle çalışmak üzere sürekli faaliyet gösterirler. İrlanda Law Reform Commission ta¬rafından 2007 yılında yayınlanan Third Programme of Law Reform 2008-2014 başlıklı belgeye bakarsak, şu tespitleri yapabiliriz: Ceza Adalet Sistemi içinde yer alan her bir hukuk normu, sistemin etkin bir şekilde çalışması açısından önemli bir rol oynar. Sistemin adil ve Hukuk Devleti ilkelerine uygun bir şekilde çalışabilmesi için, hu¬kuk normlarının kaliteli olmaları gerekir. Normların kaliteli olmasını sağlayacak yöntem, bilimsel araştırmalara dayanan tasarılar hazırlan¬ması, bu tasarıların sistemin bütünü içinde test edilmesi ve testlerden başarı ile geçen taslakların Meclise getirilmesidir. Ülkemizde 1 Haziran 2005 tarihinden sonra yürürlüğe giren Ceza Hukuku Normları ve 2010 Anayasa değişikliği incelendiğinde, hangi suç siyaseti ilkelerinin takip edildiği açıkça anlaşılamamaktadır. Daha ziyade günlük ihtiyaçların tatmin edilmesine yönelik yasal değişiklik¬ler yapıldığı izlenimi doğmaktadır. Bu konuda dikkat çeken bir uy¬gulama, “memnu hakların iadesi” ile ilgili olarak yapılan yasal dü¬zenlemelerdir. Suç işleyip, hak ettiği cezayı çeken bir failin, topluma yeniden kazandırılabilmesi için, hükümlülük sonrasında eski hataları nedeni ile kınanmaması gerekir. Bu düşünce doğrultusunda TCK 53/1 hak mahrumiyetlerini, cezanın infazı süresi ile sınırlandırmıştır. An¬cak, bazı suçların faillerinin ileride de takip edilebilmesi gerekebilir. Bu nedenle, özel hallerde ayrık düzenleme yapılması da bir ihtiyaçtır. Anayasanın 76 ıncı maddesinde affa uğramış olsalar bile, maddede sa¬yılan hallerde milletvekili seçilme engeli varken, bu yasağın sonradan çıkarılan yasalarla ortadan kaldırılmaya çalışılması ilginçtir. Hükmün açıklamasının geri bırakılması (CMK 231) örneğinde olduğu gibi, bin¬lerce maddeden oluşan ilgisiz bir Kanun içine yerleştirilen değişiklik, Ceza Adalet Sistemini adeta çalışamaz hale getirmiştir. Neticede tem¬yiz edilememe konusunu aşmak amacı ile, gene sistemsiz bir ekleme daha yapılarak, sanığın rızasının aranması koşulu getirilmiştir. Bu kurumu yakından incelemiş olan Fahrettin Demirağ’ın vurguladığı gibi; 5560 sayılı Kanun ile, ilk kabul edildiği sırada genel olarak sa¬dece takibi şikayete bağlı suçlar bakımından kabul edilen bu kurum, daha sonra 23.1.2008 tarihli 5728 numaralı Kanun ile, terör suçlarını da kapsayacak şekilde, iki yıla kadar sonuç ceza içeren mahkumiyet hükümlerine genişletilmiştir. Kısa bir süre sonra, 1 Mart 2008 tari¬hinde yürürlüğe giren 5739 numaralı Kanun ile terör suçlarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması yolu kapatıldı ise de, lehe Kanun kuralı gereğince, bu değişiklik 1 Mart 2008 tarihinden sonra işlenen suçlar bakımından uygulanacağından, daha önce işlenen terör suçları bakımından hükmün açıklanmasınnı geri bırakılması imkan dahiline girmiştir. Anayasanın emredici ve doğrudan uygulanabilen hükümleri¬ni, Anayasa değişikliği yapmadan, kanun ile uygulanamaz hale getir¬me gayreti, anlaşılabilir bir yaklaşım değildir. Anayasanın emredici ve doğrudan uygulanabilen hükümlerini, Anayasa değişikliği yapmadan, kanun ile uygulanamaz hale getirme gayreti, anlaşılabilir bir yaklaşım değildir. Türk Hukuk Sistemi inşaat halindeki adliye binası gibidir. Bütün Temel Kanunları değişmiş, bunların bir kısmı da henüz yürürlüğe gir¬memiş olan Türkiyemizde yeni bir Anayasa yapılacağı söylenmekte¬dir. Yepyeni bir Anayasa yapılmasına izin vermeyen ve sadece Anaya¬sanın nasıl değiştirileceğini düzenleyen, bu gün yürürlükte olan Ana¬yasal Sistemimiz içinde, bu mümkün değildir. Bu “inşaatın”, adliyenin çalışmasını zorlaştırması doğaldır. Fakat inşaat tamamlanacak ve bizi Demoktratik ve Laik Hukuk Devletine ulaştıracaktır. Ceza Adalet Sistemi Mevzuatı adını verdiğimiz bu yayın,içinden çıkılmaz bir hukuk labirenti halini almış bulunan, Türk ceza huku¬ku normlarının 28 Nisan 2011 tarihindeki durumunu yansıtmaktadır. Elektronik yayınlar üzerinden ulaşılması da mümkün olan mevzuatı, kitap şekline alışkın hukukçular için kağıda dökerken, Ayşe Nuhoğlu, Ali Kemal Yıldız ve Sinan Altunç, hatasız bir yayın yapılması için üstün gayret gösterdiler. Buna rağmen olası hatalar için, bizi uyarma¬nızı rica ederiz. İnce kağıt, kalın karton kapak isteklerimizi kabul eden Beta Yayınlarına, Seyhan Satar’ın şahsında teşekkür ediyoruz. Feridun Yenisey İÇİNDEKİLER 1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası.......................................01-100 2. İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme.................................................................101-122 3. Türk Ceza Kanunu..........................................................123-290 4. Türk Ceza Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun..................................291-297 5. Kabahatler Kanunu.........................................................299-319 6. Terörle Mücadele Kanunu..............................................321-339 7. Çek Kanunu....................................................................341-353 8. Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu......................................355-371 9. Basın Kanunu..................................................................373-386 10. İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun..............................................387-398 11. Ceza Muhakemesi Kanunu.............................................399-570 12. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun Temyize İlişkin Hükümleri.............................................571-580 13. Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun..................................581-588XXII 14. Tanık Koruma Kanunu....................................................589-602 15. Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik.............603-632 16. Ceza Muhakemesi Kanununa Göre Uzlaştırmanın Uygulanmasına İlişkinYönetmelik.................................633-651 17. Ceza Muhakemesinde Beden Muayenesi, Genetik İncelemeler ve Fizik Kimliğin Tespiti Hakkında Yönetmelik.........................................653-663 18. Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik..........................................................665-689 19. Suç Eşyası Yönetmeliği..................................................691-705 20. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun..................................................................................707-776 21. Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik...................................777-796 22. Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik.......................797-803 23. Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanunu..............................................805-822 24. Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Yönetmeliği..................................823-932 25. Polis, Vazife ve Salahiyet Kanunu..................................933-956 26. Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu..............957-970 27. Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu..............................971-983 28. Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Tespiti, Dinlenmesi, Sinyal Bilgilerinin Değerlendirilmesi ve Kayda Alınmasına Dair Usul ve Esaslar ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının Kuruluş Görev ve Yekileri Hakkında Yönetmelik........985-1006 29. Adli Kolluk Yönetmeliği............................................1007-1016 30. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği.....................1017-1041 31. Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği ...............................................................1043-1065 32. Emniyet Genel Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü/ Büro Amirliği Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliği...1067-1085 33. Kimlik Bildirme Kanunu............................................1087-1092 34. Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun....................1093-1106 35. Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik............................1107-1132 36. Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun..........................................................................1133-1150 36a. Uçucu Maddelerin Zararlarından İnsan Sağlığının Korunmasına Dair Kanun...........................................1151-1153 37. Çocuk Koruma Kanunu..............................................1155-1175 38. Çocuk Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usûl ve Esaslar Hakkında Yönetmelik.......................1177-1202 39. Çocuk Koruma Kanununa Göre Verilen Koruyucu ve Destekleyici Tedbir Kararlarının Uygulanması Hakkında Yönetmelik.................................................1203-1226 40. Ailenin Korunmasına Dair Kanun..............................1227-1228 41. Ailenin Korunmasına Dair KanununUygulanması Hakkında Yönetmelik.................................................1229-1236 42. Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun...............................1237-1241 43. Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun...........................................1243-1262 44. Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun...........................................1263-1309 45. Adli Sicil Kanunu.......................................................1311-1319 46. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu....................1321-1337 47. Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik.....1339-1346 48. Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekilere Yapılacak Ödemelere İlişkin 2011 Yılı Tarifesi.................................................................1347-1348 Alfabetik Sıraya Göre İçindekiler......................................1349-1352